GELENEKSEL LEZZETLERDEN VAZGEÇMEDEN SAĞLIKLI KALMAMIZ MÜMKÜN MÜ?

Dünya 21.07.2026 - 15:01, Güncelleme: 21.07.2026 - 15:05 706 kez okundu.
 

GELENEKSEL LEZZETLERDEN VAZGEÇMEDEN SAĞLIKLI KALMAMIZ MÜMKÜN MÜ?

DAMAK TADIMIZDAN VE GELENEKSEL LEZZETLERDEN VAZGEÇMEDEN SAĞLIKLI KALMAMIZ MÜMKÜN MÜ?
Merhabalar, bugün sizlere güzel memleketimizin yemeklerini bir diyetisyen gözüyle yorumlayacağım. (Diyetisyen Kübra Uçar) Öncelikle, bir şehrin mutfağını sadece karnımızı doyuran tabaklarla değerlendiremeyiz. Bu mutfaklar bizlerin tarihini, misafirperverliğini, geçmişimizdeki o samimi anları, paylaşılan kalabalık sofraları ve neşeyi bugünümüze taşıyan bir kültürdür. Kütülkü, Şam böreği, perde pilavı, mumbarı, dolması ve etli yemekleriyle her bir yemek geçmişten günümüze gelen kıymetli birer kültürel miras diyebiliriz. Peki bu lezzetli ve bir o kadar da ağır geleneksel yemeklerimizi sağlığımız için faydalı mı?    Aslına bakacak olursak mutfağımız zengin içerikli ve doğal besin temeline dayanan bir modele sahip. Bolca tüketilen lif içeriğiyle sindirimi rahatlatan ve protein kaynağı olan kuru baklagiller, yine lif kaynağı ve sağlıklı karbonhidrat kaynağı bulgur, sofraların olmazsa olmazı protein kaynağı yoğurt, ayran, cacık ve bolca tükettiğimiz baharatlar ve yaz sofralarımızdan eksik olmayan sebzelerimiz tam birer sağlık deposu.    Ancak bu güzel yemeklerimizi hazırlarken bazen ölçüyü kaçırabiliyoruz. Özellikle etli yemeklerde kullandığımız fazla kuyruk yağı ve tereyağı, pilav ve ekmeğin aynı öğünde fazla miktarda tüketilmesi, porsiyonların büyük olması, günlük enerji alımını ihtiyacımız olanın üstüne çıkarabiliyor. Buna ek olarak, şerbetli tatlıların sık tüketilmesi ve fiziksel aktivitenin yetersiz olması, günümüzde obezite, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarının görülme sıklığını artıran önemli etkenler arasında yer alıyor.   Burada asıl sorun yemeklerin kendisinde değil bizim pişirme yöntemlerimizde, tabağa koyduğumuz miktarda ve bunları ne sıklıkla yediğimizde.   Mutfağımızın güzel lezzetlerini, tadını hiç bozmadan çok daha hafif ve sağlıklı hale getirmek aslında mutfaktaki birkaç küçük yöntemle çok kolay.   Mesela, perde pilavı ya da kaburga dolması yaparken kan şekerini birden fırlatan beyaz pirinç yerine, bizi uzun süre tok tutacak iri bulguru veya siyez buğdayını ya da kan şekerini daha yavaş yükselten basmati pirinci deneyebiliriz.    Kuru dolma harcına da eti biraz azaltıp normal pirinçle yarı yarıya yeşil mercimek ya da tamamını basmati pirinç koyarak hem yemeğin glisemik indeksini hem de yağı azaltabiliriz.    Batman’ın o meşhur kütülkü bol yağda kızartıp mideyi yormak yerine haşlamak en güzeli; eğer dışı çıtır olsun istiyorsanız, haşladıktan sonra üzerini hafifçe zeytinyağı ile fırçalayıp fırınlamak kalori miktarını ciddi oranda düşürür.   Eti kendi yağıyla pişmeye bırakmak en doğrusudur. Ekstradan tereyağı veya kuyruk yağı eklemek yerine, etin kendi lezzetini ortaya çıkaracak taze biberiye, kekik ve sarımsak gibi aromatik otlardan destek alabilirsiniz.   Yemeklerde kuyruk yağını tamamen hayatımızdan çıkarmak olmaz elbet, ama miktarını yarı yarıya azaltıp yerini zeytinyağıyla doldurursak o yemekten sonra üstümüze çöken o ağır mide şişkinliğinden de kurtulmuş oluruz.    Son olarak, mumbarın kendi yağı zaten yettiği için içine ekstra yağ koymamak, ayran aşını bol nane ve semizotuyla ferahlatmak ve en önemlisi sofrada pilav varsa tandır ekmeğine biraz mesafe koymak hem yemeği daha dengeli bir hale getirir hem de mide ağırlığı yaşamanıza engel olur.   Bunlar gibi pişirme yöntemindeki birkaç değişiklik ve porsiyon kontrolüyle hem lezzetlerimizden mahrum kalmamış hem de sağlığınızı tehlikeye atmamış olursunuz.   Beslenmeyi yalnızca bir yemek üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Bunlar gibi pişirme yöntemlerindeki birkaç değişiklik ve porsiyon kontrolüyle hem lezzetlerimizden mahrum kalmamış hem de sağlığınızı tehlikeye atmamış olursunuz.    Sağlıklı beslenmek, yöresel lezzetlerden vazgeçmek anlamına gelmez. Önemli olan kültürel mirasımızı korurken beslenme alışkanlıklarımızı günümüz sağlık ihtiyaçlarına uygun şekilde düzenleyebilmektir. Çünkü sağlıklı bir yaşam, yasaklarla değil; doğru seçimler, dengeli porsiyonlar ve sürdürülebilir alışkanlıklarla mümkündür. Batman mutfağı da doğru yaklaşımla hem damak zevkini hem de sağlığı aynı sofrada buluşturabilecek güçlü bir mutfaktır.   Sağlıklı beslenmek, yöresel lezzetlerden vazgeçmek anlamına gelmez. Önemli olan kültürel mirasımızı korurken beslenme alışkanlıklarımızı sağlık ihtiyaçlarına uygun şekilde düzenleyebilmektir. Çünkü sağlıklı bir yaşam, yasaklarla değil; doğru seçimler, dengeli porsiyonlar ve sürdürülebilir alışkanlıklarla mümkündür.    Bir diyetisyen olarak danışanlarıma her zaman söylediğim gibi, bu sağlıklı alışkanlıkları düzenli fiziksel aktiviteyle, kaliteli ve düzenli uykuyla desteklemek, kronik hastalıklardan korunmaya ve metabolizmayı canlı tutmaya yardımcı olur. Memleketimizin o güzel ama yüksek kalorili sofralarından kalktıktan sonra yapacağımız 30-45 dakikalık tempolu akşam yürüyüşleri, gün içinde tükettiğimiz fazla enerjinin yağa dönüşmesini engelleyecek ve sindirim sistemimizi de rahatlatacaktır.    Vücudun kendini yenilediği ve açlık-tokluk hormonlarını dengelediği gece uykusunu bir düzene oturtmak, ertesi gün yaşanabilecek tatlı krizlerinin önüne geçecektir.    Unutmayalım ki beslenme tek başına bir mucize yaratmaz. Sağlıklı bir yaşam için uyku, spor ve sağlıklı beslenme ayrılmaz bir bütündür. Asıl başarı, hayatımızın merkezine koyup kalıcı bir yaşam tarzı haline getirmektir.  
DAMAK TADIMIZDAN VE GELENEKSEL LEZZETLERDEN VAZGEÇMEDEN SAĞLIKLI KALMAMIZ MÜMKÜN MÜ?

Merhabalar, bugün sizlere güzel memleketimizin yemeklerini bir diyetisyen gözüyle yorumlayacağım.

(Diyetisyen Kübra Uçar)

Öncelikle, bir şehrin mutfağını sadece karnımızı doyuran tabaklarla değerlendiremeyiz. Bu mutfaklar bizlerin tarihini, misafirperverliğini, geçmişimizdeki o samimi anları, paylaşılan kalabalık sofraları ve neşeyi bugünümüze taşıyan bir kültürdür.

Kütülkü, Şam böreği, perde pilavı, mumbarı, dolması ve etli yemekleriyle her bir yemek geçmişten günümüze gelen kıymetli birer kültürel miras diyebiliriz.

Peki bu lezzetli ve bir o kadar da ağır geleneksel yemeklerimizi sağlığımız için faydalı mı? 

 

Aslına bakacak olursak mutfağımız zengin içerikli ve doğal besin temeline dayanan bir modele sahip. Bolca tüketilen lif içeriğiyle sindirimi rahatlatan ve protein kaynağı olan kuru baklagiller, yine lif kaynağı ve sağlıklı karbonhidrat kaynağı bulgur, sofraların olmazsa olmazı protein kaynağı yoğurt, ayran, cacık ve bolca tükettiğimiz baharatlar ve yaz sofralarımızdan eksik olmayan sebzelerimiz tam birer sağlık deposu. 

 

Ancak bu güzel yemeklerimizi hazırlarken bazen ölçüyü kaçırabiliyoruz. Özellikle etli yemeklerde kullandığımız fazla kuyruk yağı ve tereyağı, pilav ve ekmeğin aynı öğünde fazla miktarda tüketilmesi, porsiyonların büyük olması, günlük enerji alımını ihtiyacımız olanın üstüne çıkarabiliyor. Buna ek olarak, şerbetli tatlıların sık tüketilmesi ve fiziksel aktivitenin yetersiz olması, günümüzde obezite, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarının görülme sıklığını artıran önemli etkenler arasında yer alıyor.

 

Burada asıl sorun yemeklerin kendisinde değil bizim pişirme yöntemlerimizde, tabağa koyduğumuz miktarda ve bunları ne sıklıkla yediğimizde.

 

Mutfağımızın güzel lezzetlerini, tadını hiç bozmadan çok daha hafif ve sağlıklı hale getirmek aslında mutfaktaki birkaç küçük yöntemle çok kolay.

 

Mesela, perde pilavı ya da kaburga dolması yaparken kan şekerini birden fırlatan beyaz pirinç yerine, bizi uzun süre tok tutacak iri bulguru veya siyez buğdayını ya da kan şekerini daha yavaş yükselten basmati pirinci deneyebiliriz. 

 

Kuru dolma harcına da eti biraz azaltıp normal pirinçle yarı yarıya yeşil mercimek ya da tamamını basmati pirinç koyarak hem yemeğin glisemik indeksini hem de yağı azaltabiliriz. 

 

Batman’ın o meşhur kütülkü bol yağda kızartıp mideyi yormak yerine haşlamak en güzeli; eğer dışı çıtır olsun istiyorsanız, haşladıktan sonra üzerini hafifçe zeytinyağı ile fırçalayıp fırınlamak kalori miktarını ciddi oranda düşürür.

 

Eti kendi yağıyla pişmeye bırakmak en doğrusudur. Ekstradan tereyağı veya kuyruk yağı eklemek yerine, etin kendi lezzetini ortaya çıkaracak taze biberiye, kekik ve sarımsak gibi aromatik otlardan destek alabilirsiniz.

 

Yemeklerde kuyruk yağını tamamen hayatımızdan çıkarmak olmaz elbet, ama miktarını yarı yarıya azaltıp yerini zeytinyağıyla doldurursak o yemekten sonra üstümüze çöken o ağır mide şişkinliğinden de kurtulmuş oluruz. 

 

Son olarak, mumbarın kendi yağı zaten yettiği için içine ekstra yağ koymamak, ayran aşını bol nane ve semizotuyla ferahlatmak ve en önemlisi sofrada pilav varsa tandır ekmeğine biraz mesafe koymak hem yemeği daha dengeli bir hale getirir hem de mide ağırlığı yaşamanıza engel olur.

 

Bunlar gibi pişirme yöntemindeki birkaç değişiklik ve porsiyon kontrolüyle hem lezzetlerimizden mahrum kalmamış hem de sağlığınızı tehlikeye atmamış olursunuz.

 

Beslenmeyi yalnızca bir yemek üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Bunlar gibi pişirme yöntemlerindeki birkaç değişiklik ve porsiyon kontrolüyle hem lezzetlerimizden mahrum kalmamış hem de sağlığınızı tehlikeye atmamış olursunuz. 

 

Sağlıklı beslenmek, yöresel lezzetlerden vazgeçmek anlamına gelmez. Önemli olan kültürel mirasımızı korurken beslenme alışkanlıklarımızı günümüz sağlık ihtiyaçlarına uygun şekilde düzenleyebilmektir. Çünkü sağlıklı bir yaşam, yasaklarla değil; doğru seçimler, dengeli porsiyonlar ve sürdürülebilir alışkanlıklarla mümkündür. Batman mutfağı da doğru yaklaşımla hem damak zevkini hem de sağlığı aynı sofrada buluşturabilecek güçlü bir mutfaktır.

 

Sağlıklı beslenmek, yöresel lezzetlerden vazgeçmek anlamına gelmez. Önemli olan kültürel mirasımızı korurken beslenme alışkanlıklarımızı sağlık ihtiyaçlarına uygun şekilde düzenleyebilmektir. Çünkü sağlıklı bir yaşam, yasaklarla değil; doğru seçimler, dengeli porsiyonlar ve sürdürülebilir alışkanlıklarla mümkündür. 

 

Bir diyetisyen olarak danışanlarıma her zaman söylediğim gibi, bu sağlıklı alışkanlıkları düzenli fiziksel aktiviteyle, kaliteli ve düzenli uykuyla desteklemek, kronik hastalıklardan korunmaya ve metabolizmayı canlı tutmaya yardımcı olur. Memleketimizin o güzel ama yüksek kalorili sofralarından kalktıktan sonra yapacağımız 30-45 dakikalık tempolu akşam yürüyüşleri, gün içinde tükettiğimiz fazla enerjinin yağa dönüşmesini engelleyecek ve sindirim sistemimizi de rahatlatacaktır. 

 

Vücudun kendini yenilediği ve açlık-tokluk hormonlarını dengelediği gece uykusunu bir düzene oturtmak, ertesi gün yaşanabilecek tatlı krizlerinin önüne geçecektir. 

 

Unutmayalım ki beslenme tek başına bir mucize yaratmaz. Sağlıklı bir yaşam için uyku, spor ve sağlıklı beslenme ayrılmaz bir bütündür. Asıl başarı, hayatımızın merkezine koyup kalıcı bir yaşam tarzı haline getirmektir.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve batmanolaygazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Marka Flower Çiçekçi