Kızmaz’ın ağabeyi Mehmet Kızmaz Batman Olay Gazetesi’nden Bulut Kutlu’ya konuştu

Dünya 15.04.2026 - 19:26, Güncelleme: 15.04.2026 - 19:26 231 kez okundu.
 

Kızmaz’ın ağabeyi Mehmet Kızmaz Batman Olay Gazetesi’nden Bulut Kutlu’ya konuştu

Kızmaz’ın ağabeyi Mehmet Kızmaz Batman Olay Gazetesi’nden Bulut Kutlu’ya konuştu
  Gülistan Doku’nun arkadaşı Rojvelat Kızmaz da şüpheli şekilde hayatını kaybetmişti Kızmaz’ın ağabeyi Mehmet Kızmaz Batman Olay Gazetesi’nden Bulut Kutlu’ya konuştu       Tunceli’de yıllardır akıbeti bilinmeyen Gülistan Doku olayı hafızalardaki yerini korurken, en yakın arkadaşlarından biri olan Rojvelat Kızmaz da 2024 yılında şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmişti. Batman’da 9 Şubat 2024’te evinden çıktıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Kızmaz’ın eşyaları baraj gölü kıyısında bulunmuş, yapılan aramaların ardından cansız bedeni Hasankeyf’teki Ilısu Barajı’nda tespit edilmişti. Kızmaz’ın ağabeyi Mehmet Kızman Batman Olay Gazetesinden Bulut Kutlu’ya konuştu:     Kardeşim Rojwelat yok, yakın arkadaşlarından Gülistan Doku da. Gülistan Doku dosyasında yaşanan son gelişmeler üzerine şunları ifade etmek istiyorum: Gülistan’ın haberini ilk yapanlardan biriydim ve en başından beri bu dosyanın takipçisiydim. Bunu yapmamın en önemli nedeni, “aynı şey kardeşimin başına da gelebilir” düşüncesiydi. Gülistan ile kardeşim arkadaştılar ve bu yüzden meseleye her zaman empatiyle yaklaştım. Süreç ilerledikçe yaşananların tek bir kişiyle açıklanamayacağını, daha geniş ve organize bir yapı olabileceğini düşünmeye başlamadım değil. Çünkü Dersim gibi her noktasında kamera ve güvenlik olan bir yerde bir insanın bu şekilde kaybolması bana hiçbir zaman mantıklı gelmedi. O kente, coğrafyaya giden bilen biri olarak Gülistan'ın durumunun bireysel bir özne ile değil bir grup ekip işi olduğuna ihtimal veriyordum. Bu durumu bir iki gazeteci arkadaşımla da konuşmuş fikir alışverişinde bulunmuştuk. Ama görün ki dosya çok apayrı yönlendiriliyordu, yönlendirildi.   Gülistan’ın kaybolmasının ardından kardeşim uzun süre Dersim’den ayrılmadı. Onun bulunmasını istiyordu. Bu süreç kardeşimin üzerinde ciddi bir etki yarattı.   Ancak iki dosya arasında önemli bir benzerlik var: Süreçlerin yürütülme biçimi.   Kardeşim Cuma günü sabah saat 10 civarında evden çıkıyor. Biz de kısa karakola gidip kayıp başvurusunda bulunuyoruz ve açık şekilde can güvenliğinden endişe ettiğimizi söylüyoruz. Buna rağmen üç gün boyunca hiçbir arama yapılmıyor, hiçbir adım atılmıyor.   Bu üç gün kritik. Çünkü kardeşimin otopsisine giren adli tıp uzmanı ile yaptığım iki ayrı görüşmede yaptığı değerlendirmeye göre kesinlikle kardeşim evden çıktıktan sonra üç gün boyunca hayatta kalıyor ve Pazar günü yaşamını yitiriyor. Yani kardeşim hayattayken aranmıyor.   Pazar günü ikindiye doğru Hasankeyf’e gittiğini biz kendi çabamızla öğreniyoruz. Pazartesi günü saat 11.30 gibi ise bedeni sudan çıkarılıyor.   Dosyada yer alan kamera kayıtları kardeşimin evden çıktıktan sonra minibüse bindiğini ve Hasankeyf’e gittiğini açıkça gösteriyor. Bu bilgiler, daha sonra verilen “kovuşturmaya yer yok” kararının içinde de yer alıyor. Yani aslında o kararın içinde bile, kardeşimin nerede olduğu, hangi güzergâhı kullandığı ve nasıl bulunabileceği açıkça görülüyor.   Bu da şu anlama geliyor: Eğer görev yerine getirilmiş olsaydı, kameralar incelenseydi ve ilgili yerlere zamanında haber verilseydi, kardeşime saatler içinde ulaşılabilirdi.   Ama bu yapılmadı.   Buna rağmen kolluk kuvvetleri hakkında yaptığımız başvuruda “kovuşturmaya yer yok” kararı verildi. Ve bu kararın gerekçesinde yer alan bilgiler, aslında yapılmayanın ne olduğunu açıkça ortaya koyuyor.   Şunu açıkça sormak gerekiyor: Aynı durum iktidar ile aynı çizgide olan bir ailenin başına gelseydi yaklaşım böyle mi olurdu? Kesinlikle olmazdı. Kardeşim bugün hayatta olurdu.   Eğer kardeşimin ismi farklı olsaydı, eğer ailemiz Batman'da politik kimliğiyle bilinmiyor olsaydı, bu süreç böyle ilerlemezdi. Çünkü arama yapılırdı ve kendisine canlı ulaşılırdı.   Diğer taraftan, “bu bireysel bir karardı” denilerek geçiştirilemez.   Evet, kardeşimin ruh hali bu yönde etkilenmiş olabilir. Aile olarak bizim de anne babanın eksiklikleri olabilir. Ancak bu tek başına açıklama değildir.   Çünkü hiçbir şey birbirinden bağımsız değildir.   Kardeşimin de, Gülistan’ın da bugün hayatta olmaması birbirinden bağımsız değildir.   Kardeşimi bu noktaya getiren süreç; yakın arkadaşının kaybolmasının yarattığı belirsizlikten, işsizlikten ve mesleğini yapamamaktan, bulunduğu coğrafyada gençlerin maruz kaldığı umutsuzluktan ve en önemlisi kayıp ihbarına rağmen aranmamasından bağımsız değildir.   Olayın gerçekleştiği yer de bu zincirin bir parçasıdır. Hasankeyf’te oluşturulan gölet, doğal bir akışın sonucu değil, müdahale edilmiş bir coğrafyanın sonucudur. Eğer orası durgun bir gölet yerine doğal akışında bir nehir olsaydı, geri dönüş ihtimali çok daha yüksek olabilirdi.   Kardeşim o üç gün boyunca hayattaydı. Soğukta, yalnız ve çaresiz bir şekilde bekledi. Yardım bekledi. Ama o yardım gelmedi.   Üstelik sadece arama yapılmaması değil; yapılabilecek tüm imkanların kullanılmaması söz konusu. Kameralar vardı, güzergah belliydi, gidilen yer öngörülebilirdi. Buna rağmen hiçbir şekilde harekete geçilmedi.   Bugün Gülistan hayatta değil, kardeşim hayatta değil.   Ve bölgemizde yaşamını yitiren gençlerin hikâyeleri de birbirinden bağımsız değil. Çünkü onları ölüme götüren sebepler ortaktır: Özel bir politika, buna özel savaş politikası da denilebilir, Zamanında müdahale edilmemesi, sorumluluk alınmaması ve görevini yapmayan bir anlayış. Kolluk kuvvetleri bu tür durumlarda hayat kurtarmakla yükümlüdür. Ancak bu görev yerine getirilmediğinde ortaya çıkan sonuç da açıktır. Bu nedenle burada bahsettiğimiz şey yalnızca bir ihmal değildir. Kardeşimi hayattayken üç gün boyunca aramayanlar, onu ölüme terk edenlerdir.   Bu yüzden yalnızca “intihar” olarak değerlendirilemez. Bu, bireysel değil; toplumsal bir sonuçtur. Bu bir toplumsal cinayettir. Bu kavramı kullanmamın nedeni açık: Kardeşimden sonra sadece bir hayat kaybolmadı, bir ailenin dengesi bozuldu, bir hayat düzeni çöktü. En basitinden örnek verecek olursam ben gazeteciliği bıraktım. Bu bile yaşananın bireysel değil, daha geniş bir yıkım olduğunu gösteriyor.   Kardeşimden sonraki geçen iki yıl içinde sadece Batman’da, büyük çoğunluğu genç olan onlarca insanın benzer şekilde hayatını kaybetmesi, bunun tekil bir olay olmadığını ortaya koyuyor.   Bu süreçte dikkat çeken bir diğer konu da arama sürecinin nasıl yürütüldüğüdür. Kardeşimin gittiği yerin tespit edilebileceği kamera kayıtları olmasına rağmen, bu kayıtlar zamanında incelenmemiş, ilgili birimler arasında koordinasyon sağlanmamıştır. Oysa çok kısa sürede sonuç alınabilecek bir durum söz konusuydu.   Ayrıca olay yerindeki fiziki koşullar da göz ardı edilmemelidir. Bölgedeki su yapısı doğal bir akıştan ziyade sonradan oluşturulmuş bir gölet niteliğindedir. Bu durum, yaşanan sonucun şekillenmesinde etkili olmuştur.   Adli tıp sürecine ilişkin de ciddi soru işaretleri bulunmaktadır. Ölüm zamanına dair kritik bilgilerin raporda açık şekilde yer almaması, sürecin şeffaflığı konusunda tereddüt yaratmaktadır. Oysa otopsiye giren adli tıp uzmanı ise bana iki ayrı görüşmede kesinlikle kardeşimin ölümünün sudan çıkarıldığı zamana çok yakın olduğunu belirtmesiydi. Yani oraya gittikten hemen sonra değil 3 gün sonra pazar günü yaşamını yitirdiğidir.   Kardeşimin son dönemine baktığımızda; işsizlik, gelecek kaygısı ve bulunduğu çevrede gençlerin yaşadığı genel umutsuzluk gibi etkenlerin ağır bir baskı oluşturduğu görülmektedir. Bununla birlikte, ailesel ve toplumsal dinamiklerin de bu süreçten bağımsız olmadığı açıktır.   Kardeşimin sosyal medya paylaşımları ve yaşamına dair izler incelendiğinde; hayata bağlı, üretken ve yaşam enerjisi olan bir genç olduğu açıkça görülecektir. Bu nedenle yaşanan süreci tek bir nedene indirgemek mümkün değildir.   Ayrıca yakın çevresinde yaşanan olayların da etkisi büyüktür. Gülistan Doku’nun kaybolması ve bulunamaması, kardeşimin zihninde derin bir iz bırakmıştır. Bu iki olayın birbirinden tamamen bağımsız olduğunu söylemek gerçeği eksik bırakır.   Hasankeyf’e dair geçmişten gelen duyarlılığı da bilinmektedir. Bölgenin dönüşümüne dair farkındalığı olan biriydi. Bu bağlamda bulunduğu yerin de sembolik bir anlam taşıdığı göz ardı edilmemelidir.   Tüm bu yaşananlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo nettir: Bu sadece bireysel bir olay değil, birden fazla faktörün birleşimiyle ortaya çıkan ağır bir sonuçtur. Ve bu sonuçlar tesadüf değildir, iki yakın arkadaşın şu an hayatta olmaması gibi.  
Kızmaz’ın ağabeyi Mehmet Kızmaz Batman Olay Gazetesi’nden Bulut Kutlu’ya konuştu

 

Gülistan Doku’nun arkadaşı Rojvelat Kızmaz da şüpheli şekilde hayatını kaybetmişti

Kızmaz’ın ağabeyi Mehmet Kızmaz Batman Olay Gazetesi’nden Bulut Kutlu’ya konuştu

 

 

 

Tunceli’de yıllardır akıbeti bilinmeyen Gülistan Doku olayı hafızalardaki yerini korurken, en yakın arkadaşlarından biri olan Rojvelat Kızmaz da 2024 yılında şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmişti.

Batman’da 9 Şubat 2024’te evinden çıktıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Kızmaz’ın eşyaları baraj gölü kıyısında bulunmuş, yapılan aramaların ardından cansız bedeni Hasankeyf’teki Ilısu Barajı’nda tespit edilmişti.

Kızmaz’ın ağabeyi Mehmet Kızman Batman Olay Gazetesinden Bulut Kutlu’ya konuştu:

 

 

Kardeşim Rojwelat yok, yakın arkadaşlarından Gülistan Doku da. Gülistan Doku dosyasında yaşanan son gelişmeler üzerine şunları ifade etmek istiyorum:

Gülistan’ın haberini ilk yapanlardan biriydim ve en başından beri bu dosyanın takipçisiydim. Bunu yapmamın en önemli nedeni, “aynı şey kardeşimin başına da gelebilir” düşüncesiydi. Gülistan ile kardeşim arkadaştılar ve bu yüzden meseleye her zaman empatiyle yaklaştım.

Süreç ilerledikçe yaşananların tek bir kişiyle açıklanamayacağını, daha geniş ve organize bir yapı olabileceğini düşünmeye başlamadım değil. Çünkü Dersim gibi her noktasında kamera ve güvenlik olan bir yerde bir insanın bu şekilde kaybolması bana hiçbir zaman mantıklı gelmedi. O kente, coğrafyaya giden bilen biri olarak Gülistan'ın durumunun bireysel bir özne ile değil bir grup ekip işi olduğuna ihtimal veriyordum. Bu durumu bir iki gazeteci arkadaşımla da konuşmuş fikir alışverişinde bulunmuştuk. Ama görün ki dosya çok apayrı yönlendiriliyordu, yönlendirildi.

 

Gülistan’ın kaybolmasının ardından kardeşim uzun süre Dersim’den ayrılmadı. Onun bulunmasını istiyordu. Bu süreç kardeşimin üzerinde ciddi bir etki yarattı.

 

Ancak iki dosya arasında önemli bir benzerlik var: Süreçlerin yürütülme biçimi.

 

Kardeşim Cuma günü sabah saat 10 civarında evden çıkıyor. Biz de kısa karakola gidip kayıp başvurusunda bulunuyoruz ve açık şekilde can güvenliğinden endişe ettiğimizi söylüyoruz. Buna rağmen üç gün boyunca hiçbir arama yapılmıyor, hiçbir adım atılmıyor.

 

Bu üç gün kritik. Çünkü kardeşimin otopsisine giren adli tıp uzmanı ile yaptığım iki ayrı görüşmede yaptığı değerlendirmeye göre kesinlikle kardeşim evden çıktıktan sonra üç gün boyunca hayatta kalıyor ve Pazar günü yaşamını yitiriyor. Yani kardeşim hayattayken aranmıyor.

 

Pazar günü ikindiye doğru Hasankeyf’e gittiğini biz kendi çabamızla öğreniyoruz. Pazartesi günü saat 11.30 gibi ise bedeni sudan çıkarılıyor.

 

Dosyada yer alan kamera kayıtları kardeşimin evden çıktıktan sonra minibüse bindiğini ve Hasankeyf’e gittiğini açıkça gösteriyor. Bu bilgiler, daha sonra verilen “kovuşturmaya yer yok” kararının içinde de yer alıyor. Yani aslında o kararın içinde bile, kardeşimin nerede olduğu, hangi güzergâhı kullandığı ve nasıl bulunabileceği açıkça görülüyor.

 

Bu da şu anlama geliyor: Eğer görev yerine getirilmiş olsaydı, kameralar incelenseydi ve ilgili yerlere zamanında haber verilseydi, kardeşime saatler içinde ulaşılabilirdi.

 

Ama bu yapılmadı.

 

Buna rağmen kolluk kuvvetleri hakkında yaptığımız başvuruda “kovuşturmaya yer yok” kararı verildi. Ve bu kararın gerekçesinde yer alan bilgiler, aslında yapılmayanın ne olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

 

Şunu açıkça sormak gerekiyor: Aynı durum iktidar ile aynı çizgide olan bir ailenin başına gelseydi yaklaşım böyle mi olurdu? Kesinlikle olmazdı. Kardeşim bugün hayatta olurdu.

 

Eğer kardeşimin ismi farklı olsaydı, eğer ailemiz Batman'da politik kimliğiyle bilinmiyor olsaydı, bu süreç böyle ilerlemezdi. Çünkü arama yapılırdı ve kendisine canlı ulaşılırdı.

 

Diğer taraftan, “bu bireysel bir karardı” denilerek geçiştirilemez.

 

Evet, kardeşimin ruh hali bu yönde etkilenmiş olabilir. Aile olarak bizim de anne babanın eksiklikleri olabilir. Ancak bu tek başına açıklama değildir.

 

Çünkü hiçbir şey birbirinden bağımsız değildir.

 

Kardeşimin de, Gülistan’ın da bugün hayatta olmaması birbirinden bağımsız değildir.

 

Kardeşimi bu noktaya getiren süreç; yakın arkadaşının kaybolmasının yarattığı belirsizlikten, işsizlikten ve mesleğini yapamamaktan, bulunduğu coğrafyada gençlerin maruz kaldığı umutsuzluktan ve en önemlisi kayıp ihbarına rağmen aranmamasından bağımsız değildir.

 

Olayın gerçekleştiği yer de bu zincirin bir parçasıdır. Hasankeyf’te oluşturulan gölet, doğal bir akışın sonucu değil, müdahale edilmiş bir coğrafyanın sonucudur. Eğer orası durgun bir gölet yerine doğal akışında bir nehir olsaydı, geri dönüş ihtimali çok daha yüksek olabilirdi.

 

Kardeşim o üç gün boyunca hayattaydı. Soğukta, yalnız ve çaresiz bir şekilde bekledi. Yardım bekledi. Ama o yardım gelmedi.

 

Üstelik sadece arama yapılmaması değil; yapılabilecek tüm imkanların kullanılmaması söz konusu. Kameralar vardı, güzergah belliydi, gidilen yer öngörülebilirdi. Buna rağmen hiçbir şekilde harekete geçilmedi.

 

Bugün Gülistan hayatta değil, kardeşim hayatta değil.

 

Ve bölgemizde yaşamını yitiren gençlerin hikâyeleri de birbirinden bağımsız değil. Çünkü onları ölüme götüren sebepler ortaktır: Özel bir politika, buna özel savaş politikası da denilebilir, Zamanında müdahale edilmemesi, sorumluluk alınmaması ve görevini yapmayan bir anlayış.

Kolluk kuvvetleri bu tür durumlarda hayat kurtarmakla yükümlüdür. Ancak bu görev yerine getirilmediğinde ortaya çıkan sonuç da açıktır. Bu nedenle burada bahsettiğimiz şey yalnızca bir ihmal değildir. Kardeşimi hayattayken üç gün boyunca aramayanlar, onu ölüme terk edenlerdir.

 

Bu yüzden yalnızca “intihar” olarak değerlendirilemez. Bu, bireysel değil; toplumsal bir sonuçtur. Bu bir toplumsal cinayettir. Bu kavramı kullanmamın nedeni açık: Kardeşimden sonra sadece bir hayat kaybolmadı, bir ailenin dengesi bozuldu, bir hayat düzeni çöktü. En basitinden örnek verecek olursam ben gazeteciliği bıraktım. Bu bile yaşananın bireysel değil, daha geniş bir yıkım olduğunu gösteriyor.

 

Kardeşimden sonraki geçen iki yıl içinde sadece Batman’da, büyük çoğunluğu genç olan onlarca insanın benzer şekilde hayatını kaybetmesi, bunun tekil bir olay olmadığını ortaya koyuyor.

 

Bu süreçte dikkat çeken bir diğer konu da arama sürecinin nasıl yürütüldüğüdür. Kardeşimin gittiği yerin tespit edilebileceği kamera kayıtları olmasına rağmen, bu kayıtlar zamanında incelenmemiş, ilgili birimler arasında koordinasyon sağlanmamıştır. Oysa çok kısa sürede sonuç alınabilecek bir durum söz konusuydu.

 

Ayrıca olay yerindeki fiziki koşullar da göz ardı edilmemelidir. Bölgedeki su yapısı doğal bir akıştan ziyade sonradan oluşturulmuş bir gölet niteliğindedir. Bu durum, yaşanan sonucun şekillenmesinde etkili olmuştur.

 

Adli tıp sürecine ilişkin de ciddi soru işaretleri bulunmaktadır. Ölüm zamanına dair kritik bilgilerin raporda açık şekilde yer almaması, sürecin şeffaflığı konusunda tereddüt yaratmaktadır. Oysa otopsiye giren adli tıp uzmanı ise bana iki ayrı görüşmede kesinlikle kardeşimin ölümünün sudan çıkarıldığı zamana çok yakın olduğunu belirtmesiydi. Yani oraya gittikten hemen sonra değil 3 gün sonra pazar günü yaşamını yitirdiğidir.

 

Kardeşimin son dönemine baktığımızda; işsizlik, gelecek kaygısı ve bulunduğu çevrede gençlerin yaşadığı genel umutsuzluk gibi etkenlerin ağır bir baskı oluşturduğu görülmektedir. Bununla birlikte, ailesel ve toplumsal dinamiklerin de bu süreçten bağımsız olmadığı açıktır.

 

Kardeşimin sosyal medya paylaşımları ve yaşamına dair izler incelendiğinde; hayata bağlı, üretken ve yaşam enerjisi olan bir genç olduğu açıkça görülecektir. Bu nedenle yaşanan süreci tek bir nedene indirgemek mümkün değildir.

 

Ayrıca yakın çevresinde yaşanan olayların da etkisi büyüktür. Gülistan Doku’nun kaybolması ve bulunamaması, kardeşimin zihninde derin bir iz bırakmıştır. Bu iki olayın birbirinden tamamen bağımsız olduğunu söylemek gerçeği eksik bırakır.

 

Hasankeyf’e dair geçmişten gelen duyarlılığı da bilinmektedir. Bölgenin dönüşümüne dair farkındalığı olan biriydi. Bu bağlamda bulunduğu yerin de sembolik bir anlam taşıdığı göz ardı edilmemelidir.

 

Tüm bu yaşananlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo nettir:

Bu sadece bireysel bir olay değil, birden fazla faktörün birleşimiyle ortaya çıkan ağır bir sonuçtur.

Ve bu sonuçlar tesadüf değildir, iki yakın arkadaşın şu an hayatta olmaması gibi.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve batmanolaygazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.