İlhami Işık
Köşe Yazarı
İlhami Işık
 

Kendi hikayelerimizde boğulmaya başladık

  Öyle acı hikayeler çarpıyor ki hem kalp gözümüze hem akıl gözümüze delip geçiyor, kanatıyor, uyutmadığı gibi uyandırmıyor da. Her sabah uyandığımızda aynı kabusu yaşıyoruz sanki. Bir tarafta milyonlarca insan, açlık ve yoksulluk sınırında, “hayata tutunmak” denilebilirse eğer, tırnaklarıyla duvara tutunmaya çalışıyor. Diğer tarafta ise her gün, ama her gün, televizyon ekranlarından, haber sitelerinden yükselen o soğuk, utanç verici rakamlar. “Milyonlarca lira ele geçirildi… Milyonlarca lira kara para aklandı… Trilyonlar üzerinden yolsuzluk yapıldı…”Bu nasıl bir acımasızlıktır? Bu nasıl bir dünyadır? Bir yanda 200 liralık faturasını ödeyemediği için elektriği kesilen evler, mum ışığında ders çalışmaya çalışan çocuklar… Bir yanda kirasını toplayamayınca tefecilere kapılarını çalan, geceleri uyuyamayan anneler, babalar… Bir yanda ise aynı cümlelerde trilyonlar dönüyor. Aynı ülkede, aynı günlerde. Aynı havayı soluyoruz ama bambaşka dünyalarda yaşıyoruz.  Zenginlerin dünyasında paranın anlamı eğlence, güç, gösteriş; yoksulların dünyasında ise bir ekmek, bir ilaç, bir umut parçası. Haftaya Kurban Bayramı geliyor. Kalbim sıkışıyor bunu düşündükçe. Çünkü bu bayram, paylaşmanın, bereketin, kardeşliğin bayramı olması gerekirken, milyonlarca insan için “nasıl geçireceğiz” sorusuna dönüşmüş durumda.  Kurbanlık fiyatları uçmuş; büyükbaş 300 bin, küçükbaş 30-40 bin liralar… Birçok aile için kurban kesmek artık hayal olmuş. Et yüzü görmeden, komşunun kapısına bırakılan birkaç parça etle ya da derneklerin dağıttığı yardımla bayram yapacaklar. Çocuklar “Bu sene de kurbanımız yok mu?” diye sorduğunda ne diyecek o anne-babalar? “Allah büyük” mü diyecekler, yoksa susup gözyaşlarını yutacaklar mı? Bu çelişki sadece maddi değil, ruhsal bir yaradır.  İnsanlık onurunun ağır ağır eridiği bir yaradır. İnsanlar çalışıyor, ter döküyor, alın teriyle geçimini kazanmaya çalışıyor ama enflasyon o teri daha cebine girmeden buharlaştırıyor. Emekli maaşıyla geçinemeyen dedeler, nineler,asgari ücretle ailesini doyurmaya çalışan babalar, üniversite bitirdiği halde iş bulamayan gençler… Hepsi aynı gemide, ama gemi batarken bazıları lüks kamaralarda şampanya açıyor. Bu nasıl bir düzendir? Bu ne kadar böyle devam edecek? Tarih boyunca böyle uçurumlar hep var olmuş. Ama bir noktada ya reformlar gelmiş ya da toplumlar patlamış. Bizde ise sanki her şey “normalleşmiş”. Sanki bu adaletsizlik kaderimizmiş gibi davranılıyor. Oysa değil. Bu, insan yapımı bir felaket. Yolsuzluk, rant, liyakatsizlik, kurumların çöküşü… Hepsi bir araya gelince ortaya bu tablo çıkıyor. Bir tarafta açlıkla boğuşan milyonlar, diğer tarafta servetini servete katanlar. Bir tarafta fatura için ağlayanlar, diğer tarafta trilyonları cebe indirenler. Bayram yaklaşıyor… Belki bu bayramda daha fazla dua edeceğiz. Ama dualarımız sadece “Allah’ım bir lokma ekmek ver” şeklinde olmamalı. Aynı zamanda “Allah’ım adalet ver” diye haykırmalıyız. Çünkü adalet olmadan bayram da bayram olmaz, hayat da yaşanmaz. bu acıyı hissediyoruz. Boğuluyoruz. Ama bu boğuluş aynı zamanda uyanış olabilir.  Görmezden gelemeyiz artık. Sustukça derinleşiyor yaralar. Konuştukça, paylaştıkça, sorguladıkça belki bir ışık doğar. Belki bir gün, bu ülkede 200 liralık fatura derdiyle boğuşan insanlarla trilyonlar konuşanlar aynı adalet terazisinde tartılacak. Belki bir gün Kurban Bayramı gerçekten paylaşmanın bayramı olacak.sadece et paylaşmak değil, onur paylaşmak, gelecek paylaşmak olacak. Şimdilik içimiz yanıyor. Gözlerimiz doluyor. Ama umudumuzu da kaybetmiyoruz. Çünkü bu kadar acı, bu kadar adaletsizlik, sonsuza kadar sürmez. Süremez. Bir gün bu karanlık dağılacak. O güne kadar ise susmayacağız. Hikayelerimizi anlatacağız. Acımızı haykıracağız. Ve belki o zaman, gerçekten “kurban”ın ne anlama geldiğini anlayacağız.  fedakârlık, paylaşım ve adalet.Bu bayram, aç olan sofralara bir umut olsun.  Yoksul olan kalplere bir teselli olsun. Ve en önemlisi, vicdanları olanlara bir uyarı olsun.  Bu dünya böyle gitmez. Gitmemeli.
Ekleme Tarihi: 22 Mayıs 2026 -Cuma
İlhami Işık

Kendi hikayelerimizde boğulmaya başladık

  Öyle acı hikayeler çarpıyor ki hem kalp gözümüze hem akıl gözümüze delip geçiyor, kanatıyor, uyutmadığı gibi uyandırmıyor da.

Her sabah uyandığımızda aynı kabusu yaşıyoruz sanki.

Bir tarafta milyonlarca insan, açlık ve yoksulluk sınırında, “hayata tutunmak” denilebilirse eğer, tırnaklarıyla duvara tutunmaya çalışıyor.

Diğer tarafta ise her gün, ama her gün, televizyon ekranlarından, haber sitelerinden yükselen o soğuk, utanç verici rakamlar. “Milyonlarca lira ele geçirildi… Milyonlarca lira kara para aklandı… Trilyonlar üzerinden yolsuzluk yapıldı…”Bu nasıl bir acımasızlıktır?

Bu nasıl bir dünyadır?

Bir yanda 200 liralık faturasını ödeyemediği için elektriği kesilen evler, mum ışığında ders çalışmaya çalışan çocuklar… Bir yanda kirasını toplayamayınca tefecilere kapılarını çalan, geceleri uyuyamayan anneler, babalar… Bir yanda ise aynı cümlelerde trilyonlar dönüyor.

Aynı ülkede, aynı günlerde. Aynı havayı soluyoruz ama bambaşka dünyalarda yaşıyoruz.


 Zenginlerin dünyasında paranın anlamı eğlence, güç, gösteriş; yoksulların dünyasında ise bir ekmek, bir ilaç, bir umut parçası.


Haftaya Kurban Bayramı geliyor.

Kalbim sıkışıyor bunu düşündükçe. Çünkü bu bayram, paylaşmanın, bereketin, kardeşliğin bayramı olması gerekirken, milyonlarca insan için “nasıl geçireceğiz” sorusuna dönüşmüş durumda.


 Kurbanlık fiyatları uçmuş; büyükbaş 300 bin, küçükbaş 30-40 bin liralar… Birçok aile için kurban kesmek artık hayal olmuş.

Et yüzü görmeden, komşunun kapısına bırakılan birkaç parça etle ya da derneklerin dağıttığı yardımla bayram yapacaklar.

Çocuklar “Bu sene de kurbanımız yok mu?” diye sorduğunda ne diyecek o anne-babalar? “Allah büyük” mü diyecekler, yoksa susup gözyaşlarını yutacaklar mı?


Bu çelişki sadece maddi değil, ruhsal bir yaradır.

 İnsanlık onurunun ağır ağır eridiği bir yaradır. İnsanlar çalışıyor, ter döküyor, alın teriyle geçimini kazanmaya çalışıyor ama enflasyon o teri daha cebine girmeden buharlaştırıyor.

Emekli maaşıyla geçinemeyen dedeler, nineler,asgari ücretle ailesini doyurmaya çalışan babalar, üniversite bitirdiği halde iş bulamayan gençler… Hepsi aynı gemide, ama gemi batarken bazıları lüks kamaralarda şampanya açıyor.


Bu nasıl bir düzendir?

Bu ne kadar böyle devam edecek?

Tarih boyunca böyle uçurumlar hep var olmuş. Ama bir noktada ya reformlar gelmiş ya da toplumlar patlamış.

Bizde ise sanki her şey “normalleşmiş”. Sanki bu adaletsizlik kaderimizmiş gibi davranılıyor.

Oysa değil. Bu, insan yapımı bir felaket. Yolsuzluk, rant, liyakatsizlik, kurumların çöküşü… Hepsi bir araya gelince ortaya bu tablo çıkıyor.

Bir tarafta açlıkla boğuşan milyonlar, diğer tarafta servetini servete katanlar. Bir tarafta fatura için ağlayanlar, diğer tarafta trilyonları cebe indirenler.

Bayram yaklaşıyor… Belki bu bayramda daha fazla dua edeceğiz. Ama dualarımız sadece “Allah’ım bir lokma ekmek ver” şeklinde olmamalı. Aynı zamanda “Allah’ım adalet ver” diye haykırmalıyız.

Çünkü adalet olmadan bayram da bayram olmaz, hayat da yaşanmaz.

bu acıyı hissediyoruz. Boğuluyoruz. Ama bu boğuluş aynı zamanda uyanış olabilir.

 Görmezden gelemeyiz artık.

Sustukça derinleşiyor yaralar. Konuştukça, paylaştıkça, sorguladıkça belki bir ışık doğar.

Belki bir gün, bu ülkede 200 liralık fatura derdiyle boğuşan insanlarla trilyonlar konuşanlar aynı adalet terazisinde tartılacak.

Belki bir gün Kurban Bayramı gerçekten paylaşmanın bayramı olacak.sadece et paylaşmak değil, onur paylaşmak, gelecek paylaşmak olacak.

Şimdilik içimiz yanıyor. Gözlerimiz doluyor. Ama umudumuzu da kaybetmiyoruz.

Çünkü bu kadar acı, bu kadar adaletsizlik, sonsuza kadar sürmez. Süremez.

Bir gün bu karanlık dağılacak. O güne kadar ise susmayacağız. Hikayelerimizi anlatacağız.

Acımızı haykıracağız. Ve belki o zaman, gerçekten “kurban”ın ne anlama geldiğini anlayacağız.


 fedakârlık, paylaşım ve adalet.Bu bayram, aç olan sofralara bir umut olsun.

 Yoksul olan kalplere bir teselli olsun. Ve en önemlisi, vicdanları olanlara bir uyarı olsun.

 Bu dünya böyle gitmez. Gitmemeli.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve batmanolaygazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.