Nereden başlayayım, bilemiyorum. Başlamam bir işe yarar mı, onu da bilmiyorum. Çünkü bu konuda çok ilgili insanlar konuşmaya başladı ama sürdürmedi. Sonra herhâlde onlar için de sıradanlaştı ve sustular.
Üniversite yıllarında Batı şehirlerinden arkadaşlarımız Batman’ı sorunca biz de “Doğu’nun Paris’i” diyorduk. Şehrimizin güzelliklerini anlattıktan sonra, “Peki, neden bu kadar çok intihar haberi geliyor oradan?” diye sorduklarında yutkunup ölü taklidi yapmak istiyorduk. Hatta arkamıza bakmadan oradan uzaklaşmak… Çünkü bu durum bizi çaresiz bırakıyordu. Yaşadığımız şehrin onca mirası ve potansiyeli varken marka olduğumuz konu intiharlardı.
Kıymetli dostlar;
Önce kendimizi eleştirelim. Sonra hepimizin diline pelesenk olmuş o klasik cümleyi kuralım: “Vallahi ne yapıyorsak çocuklarımız için yapıyoruz.”
Evet, çocuklarımız için yapıyoruz. Ama bütün bu süreçte farkında olmadan onlara bazı sorunların zeminini de biz hazırlıyor olabilir miyiz?
Ne alaka demeyin lütfen. Ben böyle düşünüyorum. Aksini düşünen varsa buyursun meydana.
Sistem çocuklarımıza ayrı bir tuzak kuruyor, aileler başka bir tuzak… İkisini de dinlemeyene zaten kerê çolê deniliyor. Ama işin sonunda kendimizi şêre çolê durumuna düşürmüş olmayalım? Hadi, biraz sebeplendirelim.
Sistem dedik. İlkokuldan liseye kadar çocuklarımızı okullarda tutuyoruz. Bu uzun süreçte ne kadar ilim ve irfanla buluşuyorlar, ne kadar farklı kültürleri tanıyorlar, ne kadar hayatın dilini öğreniyorlar? Sonra üniversite sınavı, ardından dört-beş yıl daha… Derken gençlerimiz topluma karışıyor. Bu arada iyi bir batak ve 101 tecrübesi edinmiş olanlar da var, elbette!
Peki toplum onları nasıl karşılıyor?
Aile meslek ve maaş bekliyor, sevgili evlilik bekliyor, şirketler donanımlı bireyler arıyor, devlet askerlik bekliyor. Herkesin gençlerden bir beklentisi var. Peki gençler bu beklentileri karşılamaya ne kadar hazır?
Ahh ahh…
Aileler ne yapıyor peki? Yine aynı cümle: “Ne yapıyorsak çocuklarımız için yapıyoruz.” Ancak çoğu zaman çocuklarına yalnızca finansal sermaye biriktirmeye çalışıyorlar. Hayatın içinden gelmeyen bir insana ne kadar sermaye dayanır, kıymetli ailelerimiz? Vallahi ben bilmiyorum. Dev gibi sermayeler bile altı boş bir özgüveni taşımaya yetmiyor.
Ahh ahh ailelerimiz…
Bence bugün bu coğrafyada ailelerin çocuklarını biraz da çırak gibi yetiştirmesi gerekiyor. Esnaf kültürüyle büyüyen insanın bir hamuru olur. Yaşamın içinde olur, bir şeyin nasıl ve hangi emeklerle ortaya çıktığını görür. Beklemeyi, sabretmeyi öğrenir. Bir şey sunmayı, karşılamayı, uzlaşmayı, problem çözmeyi, geliştirmeyi; öğrenmeyi ve öğretmeyi bilir. Gerektiğinde eyvallah çeker, haklıyken bile karşısındakine hak vermeyi öğrenir.
Kısacası gerçek hayatın içinde yetişir. Böylece ailesine ve memleketine sahip çıkacak, hayatın yükünü taşıyabilecek bireyler olurlar.
Lütfen önce biz uykudan uyanalım.
Bir de şu şapka satıcısının hikâyesini hatırlayalım.
Bir şapka satıcısı, ormanda dinlenirken maymunların arabasındaki şapkaları aldığını görür. Birkaç hareket yapar, maymunlar da onu taklit eder. Sonunda şapkasını arabaya atınca maymunlar da şapkaları bırakır. Satıcı bu yöntemi çocuklarına anlatır; hikâye yıllarca dilden dile dolaşır.
Aradan yıllar geçer. Satıcının torunu da aynı yerde dinlenirken maymunların şapkalarını aldığını görür. Dedesinin hikâyesini hatırlayıp aynı hareketleri yapar, ardından şapkasını arabaya atar. Fakat maymunlardan biri gelir, arabadaki şapkayı da alıp gider.
Torun çaresizlikle maymuna seslenir:
“Dedem bana böyle anlatmamıştı. Siz niye şapkalarımı bırakmadınız?”
Maymun cevap verir:
“Yahu, senin deden sana anlattı da bizimkiler bize anlatmadı mı? Biz de ders çıkardık!”
Velhasılkelam kıymetliler, dönem eski dönem değil, kurallar da artık eski kurallar değil. Dün işe yarayan yöntemler bugün aynı sonucu vermeyebilir. Çocuklarımızı kendi geçmişimizin doğrularıyla yetiştirirken onların yaşayacağı dünyanın değiştiğini de hesaba katmalıyız.
Değerli gençler, bari siz bir durup düşünün. Hayat bazen insanı çaresiz hissettirebilir; emek verirsiniz, beklersiniz, başaramazsınız, yeniden başlamak zorunda kalırsınız. Ama lütfen intiharı bir çıkış yolu olarak görmeyin. İnsanın göremediği, henüz karşılaşmadığı çok fazla çözüm kapısı var. Çaresiz hissettiğinizde yalnız kalmayın; güvendiğiniz insanlardan ve profesyonel destekten yardım isteyin.
Bizim de aileler olarak, eğitimciler olarak, iş insanları olarak ve bu şehrin insanları olarak kendimize sormamız gereken sorular var.
Çünkü Batman’ın tarihini, kültürünü, potansiyelini ve gençlerini konuşmamız gerekirken intihar haberleriyle anılmasını kabullenemiyorum.
Bu mesele sıradanlaşmamalı. Biz susunca sorun ortadan kalkmıyor.