Meşhur hikâyeyi bilmeyen yoktur: Kürt, Türk, Ermeni Rum meselesi… Bir asır önce sarı öküzü verdik ve bedeli çok ağır oldu. Oysa bölgemizde Ermeni, Süryani, Kürt, Türkmen, Yahudi, Hristiyan, Êzidî halklar birlikte ve görece sorunsuz yaşıyordu. Bu toplumsal armoni bilinçli olarak bozuldu. Ulus-devletin kurulmasıyla homojen bir yapı oluşturulmaya çalışıldı.
Bahsettiğimiz halklar arasında yalnızca Sünni Kürtler sistem içinde bırakıldı. Bunun asıl sebebi, “bunları asimile edebiliriz” düşüncesiydi. Çok asi olanlar zaten ortadan kaldırılmıştı; geriye kalanlar ise çoğunlukla köylü kesim ve siyasetten uzak insanlardı. Tabii birçok kişi de sürgüne yollandı.
O dönem için “şöyle ya da böyle yapılabilirdi” demek adına birçok senaryo kurulabilir. Ancak halkın, düzenli bir orduya ve silahlı güçlere karşı direnemeyeceği açıktı. Olan oldu; sarı öküz bir kere verildi. Artık iyisiyle kötüsüyle tarihten dersler çıkararak yeni bir yaşamı nasıl inşa edebileceğimizi tartışmamız gerekiyor.
Tam da şu an, Türkiye’de kronikleşmiş Kürt meselesi yeniden konuşuluyor. Dört devlette Kürtler büyük sorunlar yaşıyor. Hukuk temelinde çözüm noktasında Türkiye’de bir barış iklimi oluştu ve Kürt meselesi bugünlerde tekrar gündeme geldi. Mevcut durumu birçok yönüyle değerlendirebiliriz; eleştireceğimiz çok şey var. Masaya gelecek çözümlerin Kürtlerin büyük çoğunluğunu tatmin etmeyeceği de büyük ihtimalle böyle olacaktır.
Ancak geldiğimiz nokta itibarıyla Kürtlerin varlığı artık kabul ediliyor. Kürtlerin bir özne olması için demokratik ve siyasi yolların açılabileceği düşüncesi oluşuyor. Bu ihtimallerin doğması ve konuşulabilmesi bile, savaş, kaos, ölüm ve cezaevi kültüründen çok daha iyidir.
Türkiye’yi yöneten iktidar bir irade ortaya koydu; ancak ortaya koymak yetmiyor. Pratik adımları ileride hep birlikte göreceğiz. AK Parti ve MHP birlikteliği, geçmişte birbirlerine karşı ağza alınmayacak kadar sert cümleler kurmuş olmalarına rağmen bugün ülkeyi birlikte yönetiyor. Peki, Kürtler bu yönetime dahil edilebilir mi?
Eğer ipler Öcalan’ın elinde olsaydı, kendisinin de bir iktidar sevdalısı olduğu düşünüldüğünde, Kürtleri kısa sürede bir şekilde özne konumuna getirebilirdi. Ancak Türkiye’yi yöneten “derin aklın” buna izin verip vermeyeceği konusunda net bir şey söylemek zor. Çünkü bir fobi hâline dönüşen “Türkiye bölünecek” düşüncesi, birçok kişinin korkuları arasında yer alıyor.
Bu dönemde imkânsız gibi görünen şeyler bile konuşulabilir hâle geldi. Cumhurbaşkanı danışmanlarının birbirinden farklı açıklamalar yapması da bunu gösteriyor. Kimisi “umut hakkı kesinlikle yoktur” derken, bugünlerde “olabilir” sözü dolaşıma giriyor. Devlet Bahçeli’nin dönem dönem kayyumların kaldırılmasıyla ilgili çıkışlar yapması, ardından bir hafta sonra yeni kayyumların atanması süreci ise oluşan güveni zedeleyen bir boyut taşıyor. Aynı şekilde iktidarın birçok gazeteciyi gözaltına alması da özgür düşünce rüyasının filizlenmesine engel oluyor.
Açıkçası böyle tutarsız bir iklimde bir şeylerin sağlıklı biçimde oluşabileceğini düşünmek zor. Ancak “en kötü çözüm bile savaştan daha değerlidir” düşüncesiyle, bu sefer sürecin olumlu sonuçlanmasını temenni ediyoruz. Tam da bu zamanda, bizim de sarı öküzümüz doğdu…