İlhami Işık
Köşe Yazarı
İlhami Işık
 

Paranın Tahtı ve Ruhun Çöküşü

  Parayı en saygın araç hâline getirdiğiniz anda, çok parası olanı da en kıymetli insan yapmış olursunuz.  O an, insanlığın binlerce yıllık hikâyesinde en acı sayfayı çevirmişsinizdir. Çünkü para, artık bir araç olmaktan çıkıp bir tanrıya dönüşmüştür.  Tapınağı borsalar, bankalar, lüks rezidanslar; müritleri ise “başarılı” diye yaldızladığımız o servet sahipleri olmuştur.  Zeka, akıl, liyakat, vicdan ve karakteri bir kenara itip bunların yerine parayı koyduğunuzda, para kazanmak için her yolu mübah hâline getirirsiniz.  Yalan, dolan, rüşvet, sömürü, ihanet… hepsi “iş dünyasının kuralı” diye paketlenir. Vicdanın sesi susturulur, “naiflik” diye küçümsenir. “Bu devirde öyle olmaz” denir. İnsan, insanlığını kaybetmenin eşiğinde, “kazanan her şeyi alır” yalanına inanır.  Kalbi hâlâ atanlar ise yavaş yavaş ezilir, susar, içlerine gömülür. Çünkü sistem, parası olmayanın sesini duymaz, duymak da istemez. Toplumu rol model olarak çok paralı insanlara güven duymaya ittiğinizde, kendi ellerinizle o toplumu çürütürsünüz.  Televizyonlarda, sosyal medyada, her köşe başında paranın parıltısı göz kamaştırır. Gençler, “Nasıl zengin olurum?” sorusunu “Nasıl iyi bir insan olurum?” sorusundan önce sorar hâle gelir. Çocuklar, babalarının alın terini değil, “şu adam nasıl villa yaptırdı?”yi merak eder. Kızlar, karakteri değil markayı, oğlanlar emeği değil gösterişi önemser.  İşte o zaman toplumun damarlarında zehir dolaşmaya başlar.  Çürümeye başlayan bir toplumda yolsuzluk, hırsızlık, uyuşturucu, kara para ve kimliksizlik her yere yayılır.  Önce küçük küçük lekelere dönüşür, sonra kangrene.  Sokaklarda vicdan yerine korku kol gezer. Okullarda bilgi yerine diploma satılır. Hastanelerde sağlık yerine fatura yazılır. Mahkemelerde adalet yerine güç konuşur. Herkes bilir ama kimse sesini çıkaramaz; çünkü “ekmek parası” vardır, “çoluk çocuk” vardır, “gelecek” vardır. Sessizlik, en büyük ihanet olur. Ülke ülke olmaktan, devlet devlet olmaktan, siyaset siyaset olmaktan çıkar.  Geriye sadece bir “para düzeni” kalır. Hukuk ve adalet, paranın terazisi olur.  Terazinin bir kefesine altın, diğerine insan canı konur. Altın ağır bastıkça, canlar ucuzlar. Bir tarafta servet içinde yüzenler, diğer tarafta borç batağında boğulanlar…  Arada da “orta” diye nitelenen, ama aslında ezilen milyonlar.  Böyle bir ülkede nefes almak bile işkenceye dönüşür. Çünkü her sabah uyandığınızda, ruhu satılmış bir toplumun içinde yaşadığınızı hissedersiniz. Sokakta gördüğünüz her gülümseme, her “nasılsın” sorusu yapmacık gelir. Gözler boş bakar, kalpler soğumuştur.  Çocuklarınızın geleceğinden korkarsınız. “Bu memlekette dürüst kalabilir mi?” diye içiniz sızlar. Çünkü inşa ettiğiniz şey, sadece bir ekonomik sistem değil, ruhu köleleştirilmiş bir insanlıktır.  Ve bunun adı, ahlakı öldüren işkencedir.  En ağır işkence, beden değil ruha yapılanıdır. Beden acıyla kıvranır ama ruh çürüdüğünde, insan ölmeden önce mezara girer. İşte biz o mezarda nefes almaya çalışıyoruz şimdi.  Paranın tanrı olduğu, vicdanın ise günah sayıldığı bir mezarda… Ey bu düzeni kuranlar, ey alkışlayanlar, ey sessiz kalanlar… Bir gün o paranın sizi satın alamayacağı, o servetin sizi koruyamayacağı, o gösterişin sizi kurtaramayacağı bir an gelecek.  O an, elinizde ne kalacak?  Ne vicdan, ne onur, ne de insan evladı diyebileceğiniz bir miras…  Sadece çürümüş bir toplum ve öldürülmüş bir ahlak kalacak geriye.  Ve o zaman anlayacaksınız. En büyük servet, hiç para etmeyen vicdandı.  Ama artık çok geçti.
Ekleme Tarihi: 15 Temmuz 2026 -Çarşamba
İlhami Işık

Paranın Tahtı ve Ruhun Çöküşü

 

Parayı en saygın araç hâline getirdiğiniz anda, çok parası olanı da en kıymetli insan yapmış olursunuz.

 O an, insanlığın binlerce yıllık hikâyesinde en acı sayfayı çevirmişsinizdir. Çünkü para, artık bir araç olmaktan çıkıp bir tanrıya dönüşmüştür.

 Tapınağı borsalar, bankalar, lüks rezidanslar; müritleri ise “başarılı” diye yaldızladığımız o servet sahipleri olmuştur. 


Zeka, akıl, liyakat, vicdan ve karakteri bir kenara itip bunların yerine parayı koyduğunuzda, para kazanmak için her yolu mübah hâline getirirsiniz.

 Yalan, dolan, rüşvet, sömürü, ihanet… hepsi “iş dünyasının kuralı” diye paketlenir. Vicdanın sesi susturulur, “naiflik” diye küçümsenir. “Bu devirde öyle olmaz” denir. İnsan, insanlığını kaybetmenin eşiğinde, “kazanan her şeyi alır” yalanına inanır.

 Kalbi hâlâ atanlar ise yavaş yavaş ezilir, susar, içlerine gömülür. Çünkü sistem, parası olmayanın sesini duymaz, duymak da istemez.
Toplumu rol model olarak çok paralı insanlara güven duymaya ittiğinizde, kendi ellerinizle o toplumu çürütürsünüz.

 Televizyonlarda, sosyal medyada, her köşe başında paranın parıltısı göz kamaştırır. Gençler, “Nasıl zengin olurum?” sorusunu “Nasıl iyi bir insan olurum?” sorusundan önce sorar hâle gelir. Çocuklar, babalarının alın terini değil, “şu adam nasıl villa yaptırdı?”yi merak eder. Kızlar, karakteri değil markayı, oğlanlar emeği değil gösterişi önemser.

 İşte o zaman toplumun damarlarında zehir dolaşmaya başlar. 
Çürümeye başlayan bir toplumda yolsuzluk, hırsızlık, uyuşturucu, kara para ve kimliksizlik her yere yayılır.

 Önce küçük küçük lekelere dönüşür, sonra kangrene. 
Sokaklarda vicdan yerine korku kol gezer. Okullarda bilgi yerine diploma satılır. Hastanelerde sağlık yerine fatura yazılır. Mahkemelerde adalet yerine güç konuşur. Herkes bilir ama kimse sesini çıkaramaz; çünkü “ekmek parası” vardır, “çoluk çocuk” vardır, “gelecek” vardır. Sessizlik, en büyük ihanet olur.


Ülke ülke olmaktan, devlet devlet olmaktan, siyaset siyaset olmaktan çıkar.

 Geriye sadece bir “para düzeni” kalır. Hukuk ve adalet, paranın terazisi olur. 

Terazinin bir kefesine altın, diğerine insan canı konur. Altın ağır bastıkça, canlar ucuzlar. Bir tarafta servet içinde yüzenler, diğer tarafta borç batağında boğulanlar… 

Arada da “orta” diye nitelenen, ama aslında ezilen milyonlar. 
Böyle bir ülkede nefes almak bile işkenceye dönüşür. Çünkü her sabah uyandığınızda, ruhu satılmış bir toplumun içinde yaşadığınızı hissedersiniz. Sokakta gördüğünüz her gülümseme, her “nasılsın” sorusu yapmacık gelir. Gözler boş bakar, kalpler soğumuştur.

 Çocuklarınızın geleceğinden korkarsınız. “Bu memlekette dürüst kalabilir mi?” diye içiniz sızlar. Çünkü inşa ettiğiniz şey, sadece bir ekonomik sistem değil, ruhu köleleştirilmiş bir insanlıktır. 


Ve bunun adı, ahlakı öldüren işkencedir. 

En ağır işkence, beden değil ruha yapılanıdır. Beden acıyla kıvranır ama ruh çürüdüğünde, insan ölmeden önce mezara girer. İşte biz o mezarda nefes almaya çalışıyoruz şimdi.

 Paranın tanrı olduğu, vicdanın ise günah sayıldığı bir mezarda…
Ey bu düzeni kuranlar, ey alkışlayanlar, ey sessiz kalanlar… Bir gün o paranın sizi satın alamayacağı, o servetin sizi koruyamayacağı, o gösterişin sizi kurtaramayacağı bir an gelecek.

 O an, elinizde ne kalacak? 
Ne vicdan, ne onur, ne de insan evladı diyebileceğiniz bir miras… 
Sadece çürümüş bir toplum ve öldürülmüş bir ahlak kalacak geriye. 

Ve o zaman anlayacaksınız.
En büyük servet, hiç para etmeyen vicdandı.
 Ama artık çok geçti.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve batmanolaygazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Marka Flower Çiçekçi