İlhami Işık
Köşe Yazarı
İlhami Işık
 

Hırsızların bir inancı yoktur

    Bu cümle bir hakaret için kurulmamıştır. Bir teşhis için kurulmuştur. İnanç, insanın kendi çıkarına rağmen bağlı kaldığı şeydir. Bedeli vardır. Vazgeçilmezliği vardır. Açıklanamayan bir tarafı vardır. Bu tiplerde o taraf yoktur. Onların bağlı kaldığı şey, ancak kâr ettiği sürece bağlı kalınan şeydir. Kâr bitince bağ da biter. Bu yüzden onların ağzından çıkan inanç kelimesi, inanç değildir. Pazara sürülmüş bir kelimedir. Cemaatte başka, mahkemede başka, ekranda başka okunur. Hepsi de aynı cepten çıkar. Siyasi kimlikleri de olmaz. Sağda duruyorlarmış gibi görünmeleri, solda nutuk atmaları, milliyetçi marş söyleyip liberal rapor imzalamaları bir tercih değildir. O gün hangi kapının açık olduğunun hesabıdır. Siyasi kimlik, bir insan için bazen yanlıştır, bazen tutarsızdır, bazen ağır bir bedel ister. Onlarda kimlik bedel istemez. Kimlik, o gün giyilen elbisedir. Seçim yaklaşınca bir renk, ihale yaklaşınca başka renk, soruşturma yaklaşınca üçüncü renk. Bayrak, parti, ideoloji, slogan; hepsi vitrin malzemesidir. Vitrin değişince malzeme de değişir. Bu yüzden karşınıza hangi kimlikle çıktıklarını bilemezsiniz. Bilmeniz de gerekmez. Kimlik aramak, bu tiplerde yanlış kapıyı çalmaktır. Asıl kapı kasadır. Ahlakları olmaz. Ahlak, yapılmayacak olanı bilmektir. Güç yetse de yapılmayacak, kimse görmese de yapılmayacak, ceza gelmeyecek olsa da yapılmayacak bir sınırdır. Onlarda bu sınır çizilmemiştir. Sınır, yakalanma ihtimalinin yükseldiği yerde başlar. Yakalanma ihtimali düşerse sınır da kaybolur. Doğru ile yanlış, onlar için iki ayrı dünya değildir. Maliyeti farklı iki işlemdir. Birinin getirisi yüksekse o doğrudur. Diğerinin riski yüksekse o yanlıştır. Ahlak diye andıkları şey, bu hesabın süslü adıdır. Vicdanları olmaz. Vicdan, insanın kendi kendine hesap vermesidir. Kimse sormadan, kimse görmeden, gecenin içinden gelen bir hesaptır. Bu hesap onlarda kurulmaz. Gece de onlar için bir fırsattır. Gündüz halledilemeyen iş, gece halledilir. İmza gece atılır, para gece geçer, iz gece silinir. Uyku, vicdan azabından değil, yorulmaktan gelir. Sabah kalktıklarında omuzlarında bir yük yoktur. Yük, ancak evrak eksikse, şahit fazlaysa, hesap tutmuyorsa vardır. O da vicdan değil, tedbirdir. Merhametleri olmaz. Merhamet, güçlünün zayıfa karşı elini tutmasıdır. Zarar verebilecekken vermemesi, alabilecekken almaması, ezecekken ezmemesidir. Onlarda merhamet, ancak kendilerine döndüğünde hatırlanır. Başkasının evine haciz gelince düzen, kendilerinin kapısına dayanınca zulümdür. Başkasının çocuğu aç kalınca piyasa, kendi çocuğunun okulu tehlikeye girince adaletsizliktir. Merhamet kelimesini de kullanırlar. Ama kelime, bağış toplarken, alkış alırken, fotoğraf çektirirken işe yarar. Kapı kapanınca kelime de kapanır. Tek tanrıları paradır. Daha çok paradır. Bu, onları küçük gösteren bir söz değildir. Onların büyüklük ölçüsüdür. Para onlar için geçim değildir. Para, kim olduklarının kanıtıdır. Ne kadar varsa o kadar vardırlar. Ne kadar artarsa o kadar büyürler. Ne kadar eksilirse o kadar küçülürler. Bu yüzden para, bir araç olmaktan çıkar. Araç olan şey bir yere götürür. Onların parası bir yere götürmez. Para, varılacak yerin kendisidir. Ev, arsa, hesap, ortaklık, hisse, vekalet, rüşvet, komisyon; hepsi aynı mabedin ayrı odalarıdır. Mabede giren, dışarıda bıraktığı her şeyi içeride bozdurur. Dostluğu bozdurur. Akrabalığı bozdurur. Yemini bozdurur. Sözü bozdurur. Geriye bozdurulmamış bir şey kalmaz. Bütün hayatlarını yalan üzerine kurmuşlardır. Yalan, onlarda ara sıra başvurulan bir çare değildir. Taşıyıcı duvardır. Duvar çekilince ev ayakta durmaz. Bu yüzden küçük yalanla büyük yalanı ayırmazlar. Küçük yalan, büyük yalanın provasıdır. Bir evrakta atılan imza, bir toplantıda edilen yemin, bir kamerada dökülen gözyaşı aynı duvarın tuğlalarıdır. Yalan söylemezler de denemez. Yalan, onların ana dilidir. Doğruyu ancak yalan işe yaramadığında, yani mecbur kaldıklarında söylerler. O da doğruyu sevmekten değil, yalanın o gün daha pahalıya patlayacağından olur. Sadece iki yüzlü değildirler. Onlarca yüzleri vardır. İki yüz, hâlâ bir insan ölçüsüdür. Bir yüz içeride, bir yüz dışarıda. Onlarda içerisi diye bir yer kalmamıştır. Her kapıda ayrı bir yüz, her masada ayrı bir ses, her dosyada ayrı bir hikaye vardır. Esnafa başka, bürokrata başka, siyasetçiye başka, hakime başka, gazeteciye başka konuşurlar. Hepsi de o an için doğrudur. Çünkü doğruluk, onlarda söylenen şeyin kendisine değil, söylendiği yere bağlıdır. Yarın aynı şeyi başka yerde inkar etmeleri çelişki sayılmaz. Çelişki, tek bir yüzü olan insanın derdidir. Yüzü çok olan insan çelişmez. Kostüm değiştirir. Karşılarına hangi kimlikle çıktıklarını bilemezsiniz. Dindar görünürler, çünkü dindarlık bazı kapıları açar. Laik görünürler, çünkü laiklik bazı koridorları açar. Mazlum görünürler, çünkü mazlumluk bazı alkışları toplar. Mağdur görünürler, çünkü mağduriyet bazı soruşturmaları yavaşlatır. Vatansever görünürler, çünkü vatan bazı soruları kapatır. Aydın görünürler, çünkü aydınlık bazı imzaları meşrulaştırır. Hiçbiri yalanın üzerini örtmek için giyilmemiş değildir. Hepsi örtüdür. Örtüyü çekince altından aynı şey çıkar: alınmış hak, şişirilmiş fatura, başkasının sırtından kurulmuş düzen, izi silinmiş para. En dayanılmaz kimlikleri ise korkak bir zalim olmalarıdır. Zalimlik tek başına ağırdır. Ama zalimlik, hiç değilse bir yüz gösterir. Korkak zalim yüz göstermez. Güçlünün önünde eğilir, zayıfın üstüne çöker. Bağırmayı hak edene susar, ses çıkaramayana bağırır. Emri yukarıdan alınca cesur, hesabı aşağıdan sorulunca mazlum kesilir. Kendi eliyle kurduğu düzende başkası yanınca “sistem böyle” der. Sistem denilen şey, çoğu kez kendi imzasıdır. İmzayı inkar etmek de cesaret ister. O cesaret onda yoktur. Bu yüzden zalimliği açıkça üstlenmez. Arkadan iş çevirir, aracı kullanır, evrakta kaybeder, tanıkta unutturur, zaman aşımında bekler. Korkaklık, zalimliğini azaltmaz. Zalimliğini kirletir. Çünkü ezilen, karşısında bir düşman bile göremez. Bir gölge görür. Gölge vurur, gölge kaçar, gölge inkâr eder. Feda etmeyecekleri hiçbir kutsal yoktur. Kutsal, pazarlığa kapalı olandır. Onlarda pazarlığa kapalı olan tek şey, cezanın kârı aştığı andır. O an gelmeden her şey masadadır. Ana, baba, evlat, dost, yemin, bayrak, mezhep, parti, mahalle, hatıra; hepsi bir bedelle değiştirilebilir. Bedeli yüksekse tutulur. Bedeli düşükse satılır. Satarken de utanmazlar. Utanç, kutsalı olan insanın duygusudur. Kutsalı kalmayan insan, sattığı şeye arkasından bakmaz. Baktığında da “mecburdum” der. Mecburiyet, onların son sığınağıdır. Her ihanet bir mecburiyet, her yalan bir zaruret, her vurgun bir piyasa gerçeği olur. Böylece kutsal olan ne varsa, önce kelimeye, sonra bahaneye, en sonunda unutuluşa çevrilir. Bu tipler bir mahallenin, bir partinin, bir mezhebin malı değildir. Fırsat nerede açıksa, ceza nerede gecikirse, denetim nerede körse orada biterler. Kimi cübbe giyer, kimi kravat takar, kimi mikrofon tutar, kimi mühür basar. Dışarıdan bakınca ayrı dünyaların adamı sanılırlar. İçeri girince aynı masaya otururlar. Çünkü onları bir araya getiren inanç değildir. Menfaattir. Menfaat bitince masa da dağılır. Dağıldıklarında birbirlerini tanımamış gibi yaparlar. Tanımamak da yüzlerinden biridir. Onları ayırt etmek için nutkuna bakılmaz. Nutuk ucuzdur. Bakılacak yer, paranın izidir. Kimin hakkından çıktığı, kimin emeğine konduğu, kimin susmasıyla büyüdüğü, kimin korkusuyla korunduğudur. İnanç aranmaz. İnançları yoktur. Kimlik aranmaz. Kimlikleri kiralanmıştır. Ahlak aranmaz. Ahlak, onlar için maliyeti yüksek olanın adıdır. Vicdan aranmaz. Vicdan, kimsenin sormadığı sorudur; onlar yalnız sorulan soruya cevap verir. Merhamet aranmaz. Merhamet, alabilecekken almama halidir; onlar alabildikleri her şeyi alır. Geriye bir şey kalır. O da şudur: bütün hayatını yalan üzerine kuran insan, sonunda kendi yalanının içinde kaybolur. Hangi yüzün kendisi olduğunu unutur. Unutması da işine gelir. Çünkü hatırlamak, feda ettiği her kutsalın listesini yeniden okumaktır. O listeyi okuyacak vicdanı yoktur. Listeyi tutacak cesareti yoktur. Sadece kasa vardır. Kasa doluysa dünya düzgündür. Kasa boşalırsa dünya zulümdür. Onun adaleti de, inancı da, merhameti de kasasının ağzına bağlıdır. Ağız açıkken herkes kardeştir. Ağız kapanınca ortada ne kardeş kalır, ne yoldaş, ne cemaat, ne vatan. Sadece daha çok para kalır. Daha çoğu da yetmez. Çünkü yetmesi için bir kutsalı olması gerekir. Onda o da yoktur.
Ekleme Tarihi: 07 Ekim 2026 -Çarşamba
İlhami Işık

Hırsızların bir inancı yoktur

 

 

Bu cümle bir hakaret için kurulmamıştır. Bir teşhis için kurulmuştur. İnanç, insanın kendi çıkarına rağmen bağlı kaldığı şeydir. Bedeli vardır. Vazgeçilmezliği vardır. Açıklanamayan bir tarafı vardır. Bu tiplerde o taraf yoktur. Onların bağlı kaldığı şey, ancak kâr ettiği sürece bağlı kalınan şeydir. Kâr bitince bağ da biter. Bu yüzden onların ağzından çıkan inanç kelimesi, inanç değildir. Pazara sürülmüş bir kelimedir. Cemaatte başka, mahkemede başka, ekranda başka okunur. Hepsi de aynı cepten çıkar.

Siyasi kimlikleri de olmaz. Sağda duruyorlarmış gibi görünmeleri, solda nutuk atmaları, milliyetçi marş söyleyip liberal rapor imzalamaları bir tercih değildir. O gün hangi kapının açık olduğunun hesabıdır. Siyasi kimlik, bir insan için bazen yanlıştır, bazen tutarsızdır, bazen ağır bir bedel ister. Onlarda kimlik bedel istemez. Kimlik, o gün giyilen elbisedir. Seçim yaklaşınca bir renk, ihale yaklaşınca başka renk, soruşturma yaklaşınca üçüncü renk. Bayrak, parti, ideoloji, slogan; hepsi vitrin malzemesidir. Vitrin değişince malzeme de değişir. Bu yüzden karşınıza hangi kimlikle çıktıklarını bilemezsiniz. Bilmeniz de gerekmez. Kimlik aramak, bu tiplerde yanlış kapıyı çalmaktır. Asıl kapı kasadır.

Ahlakları olmaz. Ahlak, yapılmayacak olanı bilmektir. Güç yetse de yapılmayacak, kimse görmese de yapılmayacak, ceza gelmeyecek olsa da yapılmayacak bir sınırdır. Onlarda bu sınır çizilmemiştir. Sınır, yakalanma ihtimalinin yükseldiği yerde başlar. Yakalanma ihtimali düşerse sınır da kaybolur. Doğru ile yanlış, onlar için iki ayrı dünya değildir. Maliyeti farklı iki işlemdir. Birinin getirisi yüksekse o doğrudur. Diğerinin riski yüksekse o yanlıştır. Ahlak diye andıkları şey, bu hesabın süslü adıdır.

Vicdanları olmaz. Vicdan, insanın kendi kendine hesap vermesidir. Kimse sormadan, kimse görmeden, gecenin içinden gelen bir hesaptır. Bu hesap onlarda kurulmaz. Gece de onlar için bir fırsattır. Gündüz halledilemeyen iş, gece halledilir. İmza gece atılır, para gece geçer, iz gece silinir. Uyku, vicdan azabından değil, yorulmaktan gelir. Sabah kalktıklarında omuzlarında bir yük yoktur. Yük, ancak evrak eksikse, şahit fazlaysa, hesap tutmuyorsa vardır. O da vicdan değil, tedbirdir.

Merhametleri olmaz. Merhamet, güçlünün zayıfa karşı elini tutmasıdır. Zarar verebilecekken vermemesi, alabilecekken almaması, ezecekken ezmemesidir. Onlarda merhamet, ancak kendilerine döndüğünde hatırlanır. Başkasının evine haciz gelince düzen, kendilerinin kapısına dayanınca zulümdür. Başkasının çocuğu aç kalınca piyasa, kendi çocuğunun okulu tehlikeye girince adaletsizliktir. Merhamet kelimesini de kullanırlar. Ama kelime, bağış toplarken, alkış alırken, fotoğraf çektirirken işe yarar. Kapı kapanınca kelime de kapanır.

Tek tanrıları paradır. Daha çok paradır. Bu, onları küçük gösteren bir söz değildir. Onların büyüklük ölçüsüdür. Para onlar için geçim değildir. Para, kim olduklarının kanıtıdır. Ne kadar varsa o kadar vardırlar. Ne kadar artarsa o kadar büyürler. Ne kadar eksilirse o kadar küçülürler. Bu yüzden para, bir araç olmaktan çıkar. Araç olan şey bir yere götürür. Onların parası bir yere götürmez. Para, varılacak yerin kendisidir. Ev, arsa, hesap, ortaklık, hisse, vekalet, rüşvet, komisyon; hepsi aynı mabedin ayrı odalarıdır. Mabede giren, dışarıda bıraktığı her şeyi içeride bozdurur. Dostluğu bozdurur. Akrabalığı bozdurur. Yemini bozdurur. Sözü bozdurur. Geriye bozdurulmamış bir şey kalmaz.

Bütün hayatlarını yalan üzerine kurmuşlardır. Yalan, onlarda ara sıra başvurulan bir çare değildir. Taşıyıcı duvardır. Duvar çekilince ev ayakta durmaz. Bu yüzden küçük yalanla büyük yalanı ayırmazlar. Küçük yalan, büyük yalanın provasıdır. Bir evrakta atılan imza, bir toplantıda edilen yemin, bir kamerada dökülen gözyaşı aynı duvarın tuğlalarıdır. Yalan söylemezler de denemez. Yalan, onların ana dilidir. Doğruyu ancak yalan işe yaramadığında, yani mecbur kaldıklarında söylerler. O da doğruyu sevmekten değil, yalanın o gün daha pahalıya patlayacağından olur.

Sadece iki yüzlü değildirler. Onlarca yüzleri vardır. İki yüz, hâlâ bir insan ölçüsüdür. Bir yüz içeride, bir yüz dışarıda. Onlarda içerisi diye bir yer kalmamıştır. Her kapıda ayrı bir yüz, her masada ayrı bir ses, her dosyada ayrı bir hikaye vardır. Esnafa başka, bürokrata başka, siyasetçiye başka, hakime başka, gazeteciye başka konuşurlar. Hepsi de o an için doğrudur. Çünkü doğruluk, onlarda söylenen şeyin kendisine değil, söylendiği yere bağlıdır. Yarın aynı şeyi başka yerde inkar etmeleri çelişki sayılmaz. Çelişki, tek bir yüzü olan insanın derdidir. Yüzü çok olan insan çelişmez. Kostüm değiştirir.

Karşılarına hangi kimlikle çıktıklarını bilemezsiniz. Dindar görünürler, çünkü dindarlık bazı kapıları açar. Laik görünürler, çünkü laiklik bazı koridorları açar. Mazlum görünürler, çünkü mazlumluk bazı alkışları toplar. Mağdur görünürler, çünkü mağduriyet bazı soruşturmaları yavaşlatır. Vatansever görünürler, çünkü vatan bazı soruları kapatır. Aydın görünürler, çünkü aydınlık bazı imzaları meşrulaştırır. Hiçbiri yalanın üzerini örtmek için giyilmemiş değildir. Hepsi örtüdür. Örtüyü çekince altından aynı şey çıkar: alınmış hak, şişirilmiş fatura, başkasının sırtından kurulmuş düzen, izi silinmiş para.

En dayanılmaz kimlikleri ise korkak bir zalim olmalarıdır. Zalimlik tek başına ağırdır. Ama zalimlik, hiç değilse bir yüz gösterir. Korkak zalim yüz göstermez. Güçlünün önünde eğilir, zayıfın üstüne çöker. Bağırmayı hak edene susar, ses çıkaramayana bağırır. Emri yukarıdan alınca cesur, hesabı aşağıdan sorulunca mazlum kesilir. Kendi eliyle kurduğu düzende başkası yanınca “sistem böyle” der. Sistem denilen şey, çoğu kez kendi imzasıdır. İmzayı inkar etmek de cesaret ister. O cesaret onda yoktur. Bu yüzden zalimliği açıkça üstlenmez. Arkadan iş çevirir, aracı kullanır, evrakta kaybeder, tanıkta unutturur, zaman aşımında bekler. Korkaklık, zalimliğini azaltmaz. Zalimliğini kirletir. Çünkü ezilen, karşısında bir düşman bile göremez. Bir gölge görür. Gölge vurur, gölge kaçar, gölge inkâr eder.

Feda etmeyecekleri hiçbir kutsal yoktur. Kutsal, pazarlığa kapalı olandır. Onlarda pazarlığa kapalı olan tek şey, cezanın kârı aştığı andır. O an gelmeden her şey masadadır. Ana, baba, evlat, dost, yemin, bayrak, mezhep, parti, mahalle, hatıra; hepsi bir bedelle değiştirilebilir. Bedeli yüksekse tutulur. Bedeli düşükse satılır. Satarken de utanmazlar. Utanç, kutsalı olan insanın duygusudur. Kutsalı kalmayan insan, sattığı şeye arkasından bakmaz. Baktığında da “mecburdum” der. Mecburiyet, onların son sığınağıdır. Her ihanet bir mecburiyet, her yalan bir zaruret, her vurgun bir piyasa gerçeği olur. Böylece kutsal olan ne varsa, önce kelimeye, sonra bahaneye, en sonunda unutuluşa çevrilir.

Bu tipler bir mahallenin, bir partinin, bir mezhebin malı değildir. Fırsat nerede açıksa, ceza nerede gecikirse, denetim nerede körse orada biterler. Kimi cübbe giyer, kimi kravat takar, kimi mikrofon tutar, kimi mühür basar. Dışarıdan bakınca ayrı dünyaların adamı sanılırlar. İçeri girince aynı masaya otururlar. Çünkü onları bir araya getiren inanç değildir. Menfaattir. Menfaat bitince masa da dağılır. Dağıldıklarında birbirlerini tanımamış gibi yaparlar. Tanımamak da yüzlerinden biridir.

Onları ayırt etmek için nutkuna bakılmaz. Nutuk ucuzdur. Bakılacak yer, paranın izidir. Kimin hakkından çıktığı, kimin emeğine konduğu, kimin susmasıyla büyüdüğü, kimin korkusuyla korunduğudur. İnanç aranmaz. İnançları yoktur. Kimlik aranmaz. Kimlikleri kiralanmıştır. Ahlak aranmaz. Ahlak, onlar için maliyeti yüksek olanın adıdır. Vicdan aranmaz. Vicdan, kimsenin sormadığı sorudur; onlar yalnız sorulan soruya cevap verir. Merhamet aranmaz. Merhamet, alabilecekken almama halidir; onlar alabildikleri her şeyi alır.

Geriye bir şey kalır. O da şudur: bütün hayatını yalan üzerine kuran insan, sonunda kendi yalanının içinde kaybolur. Hangi yüzün kendisi olduğunu unutur. Unutması da işine gelir. Çünkü hatırlamak, feda ettiği her kutsalın listesini yeniden okumaktır. O listeyi okuyacak vicdanı yoktur. Listeyi tutacak cesareti yoktur. Sadece kasa vardır. Kasa doluysa dünya düzgündür. Kasa boşalırsa dünya zulümdür. Onun adaleti de, inancı da, merhameti de kasasının ağzına bağlıdır. Ağız açıkken herkes kardeştir. Ağız kapanınca ortada ne kardeş kalır, ne yoldaş, ne cemaat, ne vatan. Sadece daha çok para kalır. Daha çoğu da yetmez. Çünkü yetmesi için bir kutsalı olması gerekir. Onda o da yoktur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve batmanolaygazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Marka Flower Çiçekçi