İlhami Işık
Köşe Yazarı
İlhami Işık
 

Kötülüğe Taviz Vermek, Kötülere Taviz Vermektir

Kötülüğe taviz vermek kötülere taviz vermektir. Bu kısa cümle, aslında insanın bütün ahlaki ve vicdani yolculuğunun özetidir. Çünkü kötülüğe verilen her taviz, yalnızca o anki kötülüğü büyütmekle kalmaz; aynı zamanda kötülüğü taşıyan, yayan ve besleyen kişilere de alan açar. Taviz, sessiz bir onaydır. Taviz, kötülüğün “bu da olur” demesini sağlayan gizli bir kapı aralamaktır. Ve o kapı bir kez aralandığında, kötüler içeri sızar, yerleşir, kök salar. İnsan onuru ve şerefi için yaşar bu kısacık dünya hayatında. Ömür, bir soluk gibi geçip gider. Doğarız, büyürüz, yaşlanırız ve bir gün bu dünyadan ayrılırız. Geriye ne kalır? Evler, arabalar, unvanlar, paralar… Hepsi zamanın tozuna karışır. Asıl kalan, insanın geride bıraktığı izdir. O iz de onur ve şereftir. İyi ve dürüst bir insan olarak anılmak… İşte bu, bir insan için en büyük hazinedir. Bu hazine altınla, gümüşle, makamla ölçülmez. Bu hazine, insanların gönlünde bırakılan güvenle, vicdanla, doğrulukla ölçülür. Ve bu hazineyi korumak, insanın en kutsal görevidir. Bu hazineyi korumak için kötülere ve kötülüğe karşı duruşunu amasız fakatsız muhafaza etmelidir insan. Amasız, fakatsız… Yani “ama şöyle olursa”, “fakat şu şartta” demeden. Çünkü her “ama” ve her “fakat”, aslında bir tavizdir. Her taviz de kötülüğe verilen bir paydır. Kötülüğe taviz vermek, aynı zamanda kötülere de verilmiş bir tavizdir. Bunu unutmamak gerekir. Kötü, zayıf olduğu yerde değil, tolerans gördüğü yerde büyür. Kötü, korkutulduğu yerde değil, görmezden gelindiği yerde güçlenir. Kötülüğün ve kötülerin büyümemesi ve güçlenmemesi için sessiz kalmamak ve mücadele etmek, insan olmanın gereğidir. Sessizlik, masumiyet değildir. Sessizlik, çoğu zaman en tehlikeli suç ortaklığıdır. Bir kötülük karşısında susmak, o kötülüğe “devam et” demektir. Bir haksızlığa göz yummak, o haksızlığı meşrulaştırmaktır. Oysa insan, vicdanıyla var olan bir varlıktır. Vicdan susarsa, insan da susmuş demektir. Vicdan konuşursa, insan da ayağa kalkmış demektir. İyinin ve iyilerin yanında durmak ve kötülüğe karşı siper olmak, bizim yaşam biçimimiz olmalıdır. Bu, geçici bir heves değil, sürekli bir bilinçtir. Sabah kalktığımızda, gece yattığımızda, konuştuğumuzda, sustuğumuzda, yazdığımızda, yazmadığımızda… Her an bu bilinçle hareket etmeliyiz. İyinin yanında durmak, sadece güzel sözler söylemek değildir. İyinin yanında durmak, gerektiğinde bedel ödemektir. Kötülüğe karşı siper olmak, bazen yalnız kalmayı, bazen dışlanmayı, bazen de güçlüklerle boğuşmayı göze almaktır. Ama bu bedel, onurun ve şerefin bedelidir. Ve bu bedel, ödenmeye değerdir. Kötülük ve kötüler, bizden ve duruşumuzdan korkmalıdır. Korkmalıdır ki zehirlerini topluma sıçratamasınlar. Korkmalıdır ki cesaret bulamasınlar. Korkmalıdır ki “nasıl olsa ses çıkaran yok” diyemesinler. Duruşumuz net olduğunda, kararlılığımız sarsılmaz olduğunda, kötülük geriler. Duruşumuz gevşediğinde, kararlılığımız zayıfladığında ise kötülük ilerler. Bu kadar basit ve bu kadar nettir. Kötülüğün en büyük silahı, iyilerin dağınıklığı ve sessizliğidir. İyiler bir araya geldiğinde, iyiler sesini yükselttiğinde, iyiler tavizsiz durduğunda, kötülük gerilemeye mahkûmdur. Kendimize ve insanlara kötülüğü yenebileceğimizi gösterebilmeliyiz. Bu, sadece bir temenni değil, bir zorunluluktur. Çünkü umut, insanın en güçlü silahıdır. Kötülüğün yenilemeyeceğini düşünen toplumlar, yavaş yavaş teslim olur. Kötülüğün yenilebileceğine inanan toplumlar ise direnir, ayağa kalkar ve sonunda galip gelir. Her birey, kendi duruşuyla bu inancı güçlendirebilir. Her tavizsiz duruş, bir umut ışığıdır. Her doğru söz, her adil davranış, her vicdani çıkış, kötülüğün duvarında bir çatlak açar. Ve o çatlaklar birleştiğinde, duvar yıkılır. Bu yüzden tekrar ediyorum: Kötülüğe taviz vermek, kötülere taviz vermektir. Bu gerçeği bir an bile unutmamalıyız. Onurumuz ve şerefimiz için yaşamalıyız. İyi ve dürüst bir insan olarak anılmayı en büyük hazine bilmeliyiz. Bu hazineyi korumak için amasız fakatsız bir duruş sergilemeliyiz. Sessiz kalmamalı, mücadele etmeliyiz. İyinin yanında durmalı, kötülüğe karşı siper olmalıyız. Kötülük ve kötüler bizden korkmalı. Ve en önemlisi, kendimize ve çevremize her gün şunu göstermeliyiz: Kötülük yenilebilir. Yeter ki duruşumuz bozulmasın, yeter ki taviz vermeyelim, yeter ki insan olmanın gereklerini yerine getirelim. Bu kısacık dünya hayatında geriye bırakacağımız tek miras budur. Onur, şeref ve tavizsiz bir insanlık duruşu… İşte asıl servet budur. İşte asıl zafer budur.
Ekleme Tarihi: 13 Ağustos 2026 -Perşembe
İlhami Işık

Kötülüğe Taviz Vermek, Kötülere Taviz Vermektir

Kötülüğe taviz vermek kötülere taviz vermektir.

Bu kısa cümle, aslında insanın bütün ahlaki ve vicdani yolculuğunun özetidir. Çünkü kötülüğe verilen her taviz, yalnızca o anki kötülüğü büyütmekle kalmaz; aynı zamanda kötülüğü taşıyan, yayan ve besleyen kişilere de alan açar. Taviz, sessiz bir onaydır. Taviz, kötülüğün “bu da olur” demesini sağlayan gizli bir kapı aralamaktır. Ve o kapı bir kez aralandığında, kötüler içeri sızar, yerleşir, kök salar.
İnsan onuru ve şerefi için yaşar bu kısacık dünya hayatında. Ömür, bir soluk gibi geçip gider. Doğarız, büyürüz, yaşlanırız ve bir gün bu dünyadan ayrılırız. Geriye ne kalır? Evler, arabalar, unvanlar, paralar… Hepsi zamanın tozuna karışır. Asıl kalan, insanın geride bıraktığı izdir. O iz de onur ve şereftir. İyi ve dürüst bir insan olarak anılmak… İşte bu, bir insan için en büyük hazinedir. Bu hazine altınla, gümüşle, makamla ölçülmez. Bu hazine, insanların gönlünde bırakılan güvenle, vicdanla, doğrulukla ölçülür. Ve bu hazineyi korumak, insanın en kutsal görevidir.
Bu hazineyi korumak için kötülere ve kötülüğe karşı duruşunu amasız fakatsız muhafaza etmelidir insan. Amasız, fakatsız… Yani “ama şöyle olursa”, “fakat şu şartta” demeden. Çünkü her “ama” ve her “fakat”, aslında bir tavizdir. Her taviz de kötülüğe verilen bir paydır. Kötülüğe taviz vermek, aynı zamanda kötülere de verilmiş bir tavizdir. Bunu unutmamak gerekir. Kötü, zayıf olduğu yerde değil, tolerans gördüğü yerde büyür. Kötü, korkutulduğu yerde değil, görmezden gelindiği yerde güçlenir.
Kötülüğün ve kötülerin büyümemesi ve güçlenmemesi için sessiz kalmamak ve mücadele etmek, insan olmanın gereğidir. Sessizlik, masumiyet değildir. Sessizlik, çoğu zaman en tehlikeli suç ortaklığıdır. Bir kötülük karşısında susmak, o kötülüğe “devam et” demektir. Bir haksızlığa göz yummak, o haksızlığı meşrulaştırmaktır. Oysa insan, vicdanıyla var olan bir varlıktır. Vicdan susarsa, insan da susmuş demektir. Vicdan konuşursa, insan da ayağa kalkmış demektir.
İyinin ve iyilerin yanında durmak ve kötülüğe karşı siper olmak, bizim yaşam biçimimiz olmalıdır. Bu, geçici bir heves değil, sürekli bir bilinçtir. Sabah kalktığımızda, gece yattığımızda, konuştuğumuzda, sustuğumuzda, yazdığımızda, yazmadığımızda… Her an bu bilinçle hareket etmeliyiz. İyinin yanında durmak, sadece güzel sözler söylemek değildir. İyinin yanında durmak, gerektiğinde bedel ödemektir. Kötülüğe karşı siper olmak, bazen yalnız kalmayı, bazen dışlanmayı, bazen de güçlüklerle boğuşmayı göze almaktır. Ama bu bedel, onurun ve şerefin bedelidir. Ve bu bedel, ödenmeye değerdir.
Kötülük ve kötüler, bizden ve duruşumuzdan korkmalıdır. Korkmalıdır ki zehirlerini topluma sıçratamasınlar. Korkmalıdır ki cesaret bulamasınlar. Korkmalıdır ki “nasıl olsa ses çıkaran yok” diyemesinler. Duruşumuz net olduğunda, kararlılığımız sarsılmaz olduğunda, kötülük geriler. Duruşumuz gevşediğinde, kararlılığımız zayıfladığında ise kötülük ilerler. Bu kadar basit ve bu kadar nettir. Kötülüğün en büyük silahı, iyilerin dağınıklığı ve sessizliğidir. İyiler bir araya geldiğinde, iyiler sesini yükselttiğinde, iyiler tavizsiz durduğunda, kötülük gerilemeye mahkûmdur.
Kendimize ve insanlara kötülüğü yenebileceğimizi gösterebilmeliyiz. Bu, sadece bir temenni değil, bir zorunluluktur. Çünkü umut, insanın en güçlü silahıdır. Kötülüğün yenilemeyeceğini düşünen toplumlar, yavaş yavaş teslim olur. Kötülüğün yenilebileceğine inanan toplumlar ise direnir, ayağa kalkar ve sonunda galip gelir. Her birey, kendi duruşuyla bu inancı güçlendirebilir. Her tavizsiz duruş, bir umut ışığıdır. Her doğru söz, her adil davranış, her vicdani çıkış, kötülüğün duvarında bir çatlak açar. Ve o çatlaklar birleştiğinde, duvar yıkılır.
Bu yüzden tekrar ediyorum: Kötülüğe taviz vermek, kötülere taviz vermektir. Bu gerçeği bir an bile unutmamalıyız. Onurumuz ve şerefimiz için yaşamalıyız. İyi ve dürüst bir insan olarak anılmayı en büyük hazine bilmeliyiz. Bu hazineyi korumak için amasız fakatsız bir duruş sergilemeliyiz. Sessiz kalmamalı, mücadele etmeliyiz. İyinin yanında durmalı, kötülüğe karşı siper olmalıyız. Kötülük ve kötüler bizden korkmalı. Ve en önemlisi, kendimize ve çevremize her gün şunu göstermeliyiz: Kötülük yenilebilir. Yeter ki duruşumuz bozulmasın, yeter ki taviz vermeyelim, yeter ki insan olmanın gereklerini yerine getirelim.
Bu kısacık dünya hayatında geriye bırakacağımız tek miras budur. Onur, şeref ve tavizsiz bir insanlık duruşu… İşte asıl servet budur. İşte asıl zafer budur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve batmanolaygazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Marka Flower Çiçekçi