Anasayfa
Yazarlar
İlhami Işık
Yazı Detayı
Bu yazı 295 kez okundu.
Benim dunya kadar dostlarım var.
Dostlarım çoktur dersiniz kendinize.
Tanıdıklarım var, arkadaşlarım var, merhaba dediklerim var, en önemlisi de ailem ve akrabalarım var dersiniz. Bu cümleleri hayat düzgünken, güneş tepedeyken, etrafınız kalabalıkken söylemek çok kolaydır. İnsan o zaman kendine güvenle bakar aynaya. “Ben yalnız değilim” der. “Düşersem tutacak birileri vardır” diye içinden geçer. O duygular henüz sınanmamıştır. Ne sizin onları sınadığınız, ne de hayatın sizi onlarla sınadığı bir gün gelmiştir.
Asıl gerçek, düştüğünüzde ortaya çıkar.
Kendi kıyametinizi yaşadığınızda…
Her şeyin bir anda üstünüze yıkıldığı, nefes almanın bile ağır geldiği, dünyanın bir anda daraldığı o günde anlarsınız. O gün, daha önce “dostum” dediğiniz birçok yüzün sessizleştiğini görürsünüz. Merhaba dediğiniz insanlar bir anda uzaklaşır. Aile ve akrabalık bağları bile bazen beklediğiniz kadar güçlü durmaz. Kimisi işi vardır, kimisi kendi derdindedir, kimisi “sen halledersin” deyip geçer, kimisi de utandığı için yanınıza yaklaşamaz. Düşmek, insanı çıplak bırakır. Maskeler iner. Gerçekler ortaya çıkar.
Kimi insanlar bu konuda çok şanslıdır.
Düştüklerinde etrafları dostlarıyla, arkadaşlarıyla, ailesiyle, akrabalarıyla dolup taşar. Bir el uzanır, bir omuz gelir, bir ses “yalnız değilsin” der. O insanlar o kalabalığın içinde biraz olsun nefes alabilir. Ama herkes için tablo böyle değildir. Kimileri için düşmek, aynı zamanda görünmez olmaktır. Etraf bir anda boşalır. Sessizlik büyür. O sessizlik, düşmenin kendisinden daha ağır gelir bazen.
İşte o zaman anlarsınız:
Dostlarınız her zaman yakınınızdakiler değildir.
Yıllardır gördüğünüz yüzler, her gün selamlaştığınız insanlar, kanınızdan olanlar bile her zaman o anda yanınızda durmaz. Dost, bazen hiç görmediğiniz insandır. Hiç tanışmadığınız, belki bir ömür boyu yüz yüze gelmeyeceğiniz insandır. Uzak bir şehirden, başka bir hayattan, sizin acınızı sadece birkaç cümleden, bir paylaşımından, bir bakışından anlamış bir yürektir.
Ben bunu yaşadım.
Düştüğümde etrafıma baktım. Birkaç gerçek dostum ve bir-iki yakınım dışında kimseyi göremedim. O büyük kalabalık bir anda yok olmuştu. Sessizlik vardı. Yalnızlık vardı. “Neredeler?” diye sormanın bile anlamsızlaştığı bir boşluk vardı. İnsan o anda kendi içine kapanır. Nefes almak zorlaşır. Ayakta durmak ağırlaşır. Mücadele etmek, sadece kendi gücünüzle mümkün gibi görünür.
Ama o karanlığın içinde başka bir şey oldu.
Çok uzaklarda, hiç tanışmadığım insanlar kanatlarını açtı.
Yüreğime sımsıkı dokundular. Bir mesaj, bir söz, bir duruş, bir el uzatma… Küçük gibi görünen şeyler, o anda insanın bütün dünyası olabiliyor. Onlar benim düşüşümü gördü. Utanmadan, kaçmadan, “senin derdin değil” demeden durdular. Beni tanımadan, sadece insan olduğum için yanımda oldular.
Onlar sayesinde hâlâ nefes alıyorum.
Onlar sayesinde hâlâ ayakta durarak mücadele ediyorum.
Eğer o uzak yürekler olmasaydı, belki bu kadar dayanamazdım. Belki sesim kısılırdı. Belki içimdeki ışık daha erken sönerdi. Ama onlar geldi. Sessizce, gösterişsizce, karşılık beklemeden geldiler. Ve ben o insanların varlığına sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.
Bu şans, parayla, makamla, kalabalıkla ölçülen bir şans değil.
İnsanın en zor gününde yanında duran yüreklerin şansıdır.
Hiç tanışmamış olmanın, mesafenin, yılların bile engel olamadığı bir bağın şansıdır.
Şimdi tek dileğim var.
Umuyor ve diliyorum ki, hiçbir zaman onları utandırmayacağım.
Onların bana açtığı kanatların hakkını vermeye çalışacağım.
Düşmüş olsam da, yorulmuş olsam da, yine de dimdik durmaya, mücadeleyi bırakmamaya, onların bana duyduğu güveni boşa çıkarmamaya çalışacağım.
Çünkü artık biliyorum:
Gerçek dostluk, güneşliyken etrafında duranlarla ölçülmez.
Fırtınada, karanlıkta, düştüğün yerde yanına gelenlerle ölçülür.
Ve bazen o insanlar, hiç beklemediğin yerden, hiç tanımadığın yüzlerden çıkar.
Ben bunu yaşadım.
Ve hâlâ, o uzak, güzel insanların varlığına şükrederek nefes alıyorum.
Ekleme
Tarihi: 28 Ağustos 2026 -Cuma
Benim dunya kadar dostlarım var.
Dostlarım çoktur dersiniz kendinize.
Tanıdıklarım var, arkadaşlarım var, merhaba dediklerim var, en önemlisi de ailem ve akrabalarım var dersiniz. Bu cümleleri hayat düzgünken, güneş tepedeyken, etrafınız kalabalıkken söylemek çok kolaydır. İnsan o zaman kendine güvenle bakar aynaya. “Ben yalnız değilim” der. “Düşersem tutacak birileri vardır” diye içinden geçer. O duygular henüz sınanmamıştır. Ne sizin onları sınadığınız, ne de hayatın sizi onlarla sınadığı bir gün gelmiştir.
Asıl gerçek, düştüğünüzde ortaya çıkar.
Kendi kıyametinizi yaşadığınızda…
Her şeyin bir anda üstünüze yıkıldığı, nefes almanın bile ağır geldiği, dünyanın bir anda daraldığı o günde anlarsınız. O gün, daha önce “dostum” dediğiniz birçok yüzün sessizleştiğini görürsünüz. Merhaba dediğiniz insanlar bir anda uzaklaşır. Aile ve akrabalık bağları bile bazen beklediğiniz kadar güçlü durmaz. Kimisi işi vardır, kimisi kendi derdindedir, kimisi “sen halledersin” deyip geçer, kimisi de utandığı için yanınıza yaklaşamaz. Düşmek, insanı çıplak bırakır. Maskeler iner. Gerçekler ortaya çıkar.
Kimi insanlar bu konuda çok şanslıdır.
Düştüklerinde etrafları dostlarıyla, arkadaşlarıyla, ailesiyle, akrabalarıyla dolup taşar. Bir el uzanır, bir omuz gelir, bir ses “yalnız değilsin” der. O insanlar o kalabalığın içinde biraz olsun nefes alabilir. Ama herkes için tablo böyle değildir. Kimileri için düşmek, aynı zamanda görünmez olmaktır. Etraf bir anda boşalır. Sessizlik büyür. O sessizlik, düşmenin kendisinden daha ağır gelir bazen.
İşte o zaman anlarsınız:
Dostlarınız her zaman yakınınızdakiler değildir.
Yıllardır gördüğünüz yüzler, her gün selamlaştığınız insanlar, kanınızdan olanlar bile her zaman o anda yanınızda durmaz. Dost, bazen hiç görmediğiniz insandır. Hiç tanışmadığınız, belki bir ömür boyu yüz yüze gelmeyeceğiniz insandır. Uzak bir şehirden, başka bir hayattan, sizin acınızı sadece birkaç cümleden, bir paylaşımından, bir bakışından anlamış bir yürektir.
Ben bunu yaşadım.
Düştüğümde etrafıma baktım. Birkaç gerçek dostum ve bir-iki yakınım dışında kimseyi göremedim. O büyük kalabalık bir anda yok olmuştu. Sessizlik vardı. Yalnızlık vardı. “Neredeler?” diye sormanın bile anlamsızlaştığı bir boşluk vardı. İnsan o anda kendi içine kapanır. Nefes almak zorlaşır. Ayakta durmak ağırlaşır. Mücadele etmek, sadece kendi gücünüzle mümkün gibi görünür.
Ama o karanlığın içinde başka bir şey oldu.
Çok uzaklarda, hiç tanışmadığım insanlar kanatlarını açtı.
Yüreğime sımsıkı dokundular. Bir mesaj, bir söz, bir duruş, bir el uzatma… Küçük gibi görünen şeyler, o anda insanın bütün dünyası olabiliyor. Onlar benim düşüşümü gördü. Utanmadan, kaçmadan, “senin derdin değil” demeden durdular. Beni tanımadan, sadece insan olduğum için yanımda oldular.
Onlar sayesinde hâlâ nefes alıyorum.
Onlar sayesinde hâlâ ayakta durarak mücadele ediyorum.
Eğer o uzak yürekler olmasaydı, belki bu kadar dayanamazdım. Belki sesim kısılırdı. Belki içimdeki ışık daha erken sönerdi. Ama onlar geldi. Sessizce, gösterişsizce, karşılık beklemeden geldiler. Ve ben o insanların varlığına sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.
Bu şans, parayla, makamla, kalabalıkla ölçülen bir şans değil.
İnsanın en zor gününde yanında duran yüreklerin şansıdır.
Hiç tanışmamış olmanın, mesafenin, yılların bile engel olamadığı bir bağın şansıdır.
Şimdi tek dileğim var.
Umuyor ve diliyorum ki, hiçbir zaman onları utandırmayacağım.
Onların bana açtığı kanatların hakkını vermeye çalışacağım.
Düşmüş olsam da, yorulmuş olsam da, yine de dimdik durmaya, mücadeleyi bırakmamaya, onların bana duyduğu güveni boşa çıkarmamaya çalışacağım.
Çünkü artık biliyorum:
Gerçek dostluk, güneşliyken etrafında duranlarla ölçülmez.
Fırtınada, karanlıkta, düştüğün yerde yanına gelenlerle ölçülür.
Ve bazen o insanlar, hiç beklemediğin yerden, hiç tanımadığın yüzlerden çıkar.
Ben bunu yaşadım.
Ve hâlâ, o uzak, güzel insanların varlığına şükrederek nefes alıyorum.
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.