Anasayfa
Yazarlar
İlhami Işık
Yazı Detayı
Bu yazı 2287 kez okundu.
Devletleşen Parti.
Devletleşen her parti yorulur.
Ruhunu kaybeder.
Adı dışında artık parti olma özelliklerinden hiçbirini kendisinde barındırmaz.
Bir zamanlar toplumun nabzını tutan, sokakların sesini taşıyan, ideallerle yoğrulmuş o canlı organizma, zamanla devletin ağır ve soğuk bürokrasisi içinde erir gider.
Geriye sadece bir isim kalır,içi boşalmış, anlamını yitirmiş bir tabela.
Toplumdan kopar.
Güç ve servet ilişkisi onun esas yüzü haline gelir.
Artık seçmenle, tabanla, sokaktaki insanla kurduğu bağ değil, devlet imkanlarını nasıl daha verimli kullanacağı, rantı nasıl daha geniş çevrelere dağıtacağı, kadroları nasıl besleyeceği meselesi ön plana çıkar.
Parti, kendi varlığını sürdürmek için devletin muazzam kaynaklarına yaslanır.
Geçmişte biriktirdiği sermaye ve itibar, bugün devletin kapıları ardına kadar açılan hazineleriyle birleşince, yepyeni bir varlık doğar.
Ne tam parti, ne tam devlet. İkisinin tuhaf,bir melezi.
İtiraza ve sorgulanmaya kapalı hale gelir.
Sonradan görme kibir abidelerinin yeni adresine dönüşür.
Bir zamanlar muhalefet yaparken “halkın sesi” olduğunu iddia edenler, şimdi eleştiriyi hainlik, soruyu bozgunculuk, farklı düşünmeyi düşmanlık olarak görür.
Kendi içindeki tartışmayı bile lüks sayar.
Çünkü sorgulanmak, konforunu bozar,itiraz edilmek, o büyük gücün sorgulanması demektir.
Artık saraylarda, koridorlarda, kapalı kapılar ardında şekillenen bir dünya vardır.
Dışarıdaki sesler, çok uzaktan gelen uğultu gibidir,rahatsız edici ama önemsenmeye değmez.
Varlık nedeni, geçmişinde biriktirdiği sermaye ile devletin muazzam imkanlarını kullanmaktan geçer.
Artık vizyonu, projesi, topluma sunacak yeni bir şeyi kalmamıştır.
Mevcut düzeni korumak, elindekini kaybetmemek, statükoyu sürdürmek tek amaç olur.
Bu yüzden her yenilik girişimi, her reform çabası, aslında bir savunma mekanizmasına dönüşür.
Tehlike gördüğü her şeyi bastırır, her muhalif sesi marjinalleştirmeye çalışır.
Aslında ömrünü tamamlamıştır.
Ama kimi zaman konjonktürel rüzgârlar, kimi zaman muhaliflerin yetersizliği, kimi zaman da elindeki gücü siyasal mühendisliğe çevirme kabiliyeti sayesinde ömrünü uzatır.
Ekonomik krizler, uluslararası konjonktür, korku siyaseti, kutuplaştırma… Bunların hepsi o yorgun bedene suni bir kan verir.
Muhalefetin dağınıklığı ve alternatifsizliği ise en büyük destekçisidir.
Güç, kendi kendini yeniden üretir,ta ki bir gün o güç, onu taşıyamayacak hale gelene dek.
Fakat ne olursa olsun, o artık ilk kurulduğu zamanki parti değildir.
Adı aynıdır, bayrağı aynıdır, sloganları aynı kalabilir,ama ruhu, karakteri, misyonu tamamen başkalaşmıştır.
Tıpkı yaşlanan bir insanın çocukluk fotoğraflarına benzememesi gibi.
Dışarıdan bakanlar hâlâ o eski ismi görür, ama içeriden bakanlar bilir ki o parti çoktan ölmüştür.
Yerine, devletle iç içe geçmiş, kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarının üstünde tutan, hantal ve kibirli bir yapı gelmiştir.
En güçlü olduğu dönem, onun en kırılgan dönemidir.
Çünkü güç zirveye ulaştığında, artık düşüşün tohumları da filizlenmeye başlar.
Toplumla bağ koptukça, gerçeklik algısı bozuldukça, kibir büyüdükçe, o güç kendi kendini zehirler.
Dışarıdan çok sağlam görünen yapı, içeriden çürümeye başlamıştır.
Bir süre daha ayakta kalabilir, belki daha da güçlenmiş gibi görünebilir, ama temeli oyulmuş bir binadır o.
İlk büyük sarsıntıda yıkılma ihtimali yüksektir.
Bugün de yaşadığımız budur.
Bir dönemin güçlü partisi, devletleşmenin son evrelerini yaşamaktadır.
Toplumdan koptuğunu hissetmekte, bunu öfkeyle bastırmaya çalışmaktadır.
Kibri doruktadır, eleştiriye tahammülü yoktur, servet ve güç ilişkisi her şeyin önüne geçmiştir.
Adı hâlâ aynıdır ama o, artık başka bir şeydir.
Tarih, bu tür dönüşümleri defalarca görmüştür.
Bazıları sessizce erir gider, bazıları büyük bir gürültüyle çöker.
Ama sonuç değişmez: Devletleşen parti, kendi mezarını kendi elleriyle kazar.
Bu bir lanet değil, bir yasadır.
Partiler de canlıdır. Doğar, büyür, yaşlanır ve eğer kendini yenileyemezse ölür.
Yenilenme ise ancak toplumla yeniden bağ kurmakla, kibirden arınmakla, itiraza kulak vermekle mümkündür.
Aksi takdirde geriye sadece bir isim, bir tabela ve boş bir kabuk kalır.
Ekleme
Tarihi: 28 Haziran 2026 -Pazar
Devletleşen Parti.
Devletleşen her parti yorulur.
Ruhunu kaybeder.
Adı dışında artık parti olma özelliklerinden hiçbirini kendisinde barındırmaz.
Bir zamanlar toplumun nabzını tutan, sokakların sesini taşıyan, ideallerle yoğrulmuş o canlı organizma, zamanla devletin ağır ve soğuk bürokrasisi içinde erir gider.
Geriye sadece bir isim kalır,içi boşalmış, anlamını yitirmiş bir tabela.
Toplumdan kopar.
Güç ve servet ilişkisi onun esas yüzü haline gelir.
Artık seçmenle, tabanla, sokaktaki insanla kurduğu bağ değil, devlet imkanlarını nasıl daha verimli kullanacağı, rantı nasıl daha geniş çevrelere dağıtacağı, kadroları nasıl besleyeceği meselesi ön plana çıkar.
Parti, kendi varlığını sürdürmek için devletin muazzam kaynaklarına yaslanır.
Geçmişte biriktirdiği sermaye ve itibar, bugün devletin kapıları ardına kadar açılan hazineleriyle birleşince, yepyeni bir varlık doğar.
Ne tam parti, ne tam devlet. İkisinin tuhaf,bir melezi.
İtiraza ve sorgulanmaya kapalı hale gelir.
Sonradan görme kibir abidelerinin yeni adresine dönüşür.
Bir zamanlar muhalefet yaparken “halkın sesi” olduğunu iddia edenler, şimdi eleştiriyi hainlik, soruyu bozgunculuk, farklı düşünmeyi düşmanlık olarak görür.
Kendi içindeki tartışmayı bile lüks sayar.
Çünkü sorgulanmak, konforunu bozar,itiraz edilmek, o büyük gücün sorgulanması demektir.
Artık saraylarda, koridorlarda, kapalı kapılar ardında şekillenen bir dünya vardır.
Dışarıdaki sesler, çok uzaktan gelen uğultu gibidir,rahatsız edici ama önemsenmeye değmez.
Varlık nedeni, geçmişinde biriktirdiği sermaye ile devletin muazzam imkanlarını kullanmaktan geçer.
Artık vizyonu, projesi, topluma sunacak yeni bir şeyi kalmamıştır.
Mevcut düzeni korumak, elindekini kaybetmemek, statükoyu sürdürmek tek amaç olur.
Bu yüzden her yenilik girişimi, her reform çabası, aslında bir savunma mekanizmasına dönüşür.
Tehlike gördüğü her şeyi bastırır, her muhalif sesi marjinalleştirmeye çalışır.
Aslında ömrünü tamamlamıştır.
Ama kimi zaman konjonktürel rüzgârlar, kimi zaman muhaliflerin yetersizliği, kimi zaman da elindeki gücü siyasal mühendisliğe çevirme kabiliyeti sayesinde ömrünü uzatır.
Ekonomik krizler, uluslararası konjonktür, korku siyaseti, kutuplaştırma… Bunların hepsi o yorgun bedene suni bir kan verir.
Muhalefetin dağınıklığı ve alternatifsizliği ise en büyük destekçisidir.
Güç, kendi kendini yeniden üretir,ta ki bir gün o güç, onu taşıyamayacak hale gelene dek.
Fakat ne olursa olsun, o artık ilk kurulduğu zamanki parti değildir.
Adı aynıdır, bayrağı aynıdır, sloganları aynı kalabilir,ama ruhu, karakteri, misyonu tamamen başkalaşmıştır.
Tıpkı yaşlanan bir insanın çocukluk fotoğraflarına benzememesi gibi.
Dışarıdan bakanlar hâlâ o eski ismi görür, ama içeriden bakanlar bilir ki o parti çoktan ölmüştür.
Yerine, devletle iç içe geçmiş, kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarının üstünde tutan, hantal ve kibirli bir yapı gelmiştir.
En güçlü olduğu dönem, onun en kırılgan dönemidir.
Çünkü güç zirveye ulaştığında, artık düşüşün tohumları da filizlenmeye başlar.
Toplumla bağ koptukça, gerçeklik algısı bozuldukça, kibir büyüdükçe, o güç kendi kendini zehirler.
Dışarıdan çok sağlam görünen yapı, içeriden çürümeye başlamıştır.
Bir süre daha ayakta kalabilir, belki daha da güçlenmiş gibi görünebilir, ama temeli oyulmuş bir binadır o.
İlk büyük sarsıntıda yıkılma ihtimali yüksektir.
Bugün de yaşadığımız budur.
Bir dönemin güçlü partisi, devletleşmenin son evrelerini yaşamaktadır.
Toplumdan koptuğunu hissetmekte, bunu öfkeyle bastırmaya çalışmaktadır.
Kibri doruktadır, eleştiriye tahammülü yoktur, servet ve güç ilişkisi her şeyin önüne geçmiştir.
Adı hâlâ aynıdır ama o, artık başka bir şeydir.
Tarih, bu tür dönüşümleri defalarca görmüştür.
Bazıları sessizce erir gider, bazıları büyük bir gürültüyle çöker.
Ama sonuç değişmez: Devletleşen parti, kendi mezarını kendi elleriyle kazar.
Bu bir lanet değil, bir yasadır.
Partiler de canlıdır. Doğar, büyür, yaşlanır ve eğer kendini yenileyemezse ölür.
Yenilenme ise ancak toplumla yeniden bağ kurmakla, kibirden arınmakla, itiraza kulak vermekle mümkündür.
Aksi takdirde geriye sadece bir isim, bir tabela ve boş bir kabuk kalır.
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.