İlhami Işık
Köşe Yazarı
İlhami Işık
 

Siyasetin para ve yolsuzlukla imtihanı

  Bu ülkede siyasetin kirli para ile ilişkisi, yolsuzluklarla olan bağı ve siyaseti sadece çıkar amaçlı olarak yapma anlayışı aslında hep olmuştur.  Tarihin her döneminde, her iktidarda, her mecliste bu kokuyu bir şekilde almışızdır. Ama 2016’dan bu yana hiç bu kadar açık, bu kadar utanmaz, bu kadar görünür ve en önemlisi bu kadar normalleşmiş halde olmamıştı. Sanki birileri “artık gizlemeye gerek yok” demiş gibi. Sanki “bu iş böyle yürür, alışın” mesajı verilmiş gibi. Paranın siyaset yapmanın ana odağı haline gelmesi, bu ülkede neredeyse olağan bir yaşam biçimi olarak görülmeye başlandı. İnsanlar bunu sorgulamıyor, eleştirmiyor, tam tersine, “adamlar biliyor işin aslını” diye hayranlıkla bakıyor. Rol model olarak kabul görüyor. Bu, siyaset açısından inanılmaz bir utanç kaynağıdır. Çünkü siyaset, toplumun aynasıdır. Toplum aynaya baktığında yolsuzluğu, rüşveti, kayırmayı, “benim adamım” mantığını görüyorsa ve buna “normal” diyorsa, o siyaset çoktan çürümüştür. Paranın bu kadar merkezde olması tesadüf değil. 2016’dan sonra yaşananlar, yaşananların yarattığı ortam, yaşananların yarattığı korku ve fırsatçılık ortamı, siyaseti tamamen para makinesine çevirdi. Artık “hizmet” etmek, “ülke için bir şeyler yapmak” lafları sadece vitrin süsü. Gerçek iş, ihaleler, atamalar, krediler, izinler, vergi afları, arsa tahsisleri, medya paylaşımları üzerinden dönüyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil ama herkesin cebi doluyor. Ve toplum buna alıştı. Alışmakla kalmadı, özenmeye başladı. “Ben de yapsam keşke” diye içinden geçirenlerin sayısı az değil. Çünkü örnekler göz önünde. Çünkü “yapanın yanına kâr kalıyor” algısı her geçen gün daha da güçleniyor. Bu algı siyasetin en büyük başarısıdır aslında. Toplumu öyle bir noktaya getirdiler ki, artık yolsuzluk yapanı “kötü” olarak görmüyorlar; “akıllı”, “fırsatını bilen”, “adam gibi adam” olarak görüyorlar.  Bu çok daha tehlikeli bir durum. Çünkü yolsuzluğu kınamak yerine, yolsuzluğu yapanı takdir etmek, o toplumun ahlakının da siyasetin de çöktüğünün en net işaretidir. Toplum para kazanmanın her yol ve yöntemle mubah olduğuna inanıyorsa, burada siyasetin bu yolu açtığını görmemek için gerçekten kör olmak gerekir. Siyaset, kuralları koyan, kuralları esneten, kuralları kimlere uygulayıp kimlere uygulamadığını belirleyen mekanizmadır. Bu mekanizma “herkes için eşit kurallar” yerine “bağlı olan için kural yok, bağlı olmayan için kural çok” haline gelince, toplum da bunu öğrenir.  “Bağlantın varsa her şey mubah” dersin. “Sadık olursan ihale gelir, atama gelir, kredi akar” dersin. “Muhalif olursan vergi denetimi gelir, soruşturma açılır, işin biter” dersin. Bu dersleri toplum çoktan ezberledi. Ve ezberlediği için de sorgulamıyor.  Sorgulayanları da “naif”, “dünyadan habersiz”, “siyaset bilmiyor” diye küçümsüyor. Toplumu kendi çürümesine ortak etmek. İnsanlar artık “devlet malı deniz, yemeyen domuz” mantığıyla bakmıyor işe, “devlet malı benim hakkımdır, benim adamlarım yiyecek” mantığıyla bakıyor. Bu fark çok önemli. Birincisi utanç içerir, ikincisi gurur içerir. Ve maalesef ikincisi ağır basıyor. Yolsuzluk ve liyakatsızlık zehirli bir sarmaşık gibi her yeri sarmış durumda. Kamu kurumlarını sarmış, özel sektörü sarmış, medyayı sarmış, üniversiteleri sarmış, hatta sivil toplumu bile sarmış. Herhangi bir işe, herhangi bir göreve, herhangi bir ihaleye “liyakat” diye bir şey aramıyorsun artık.  Arıyorsan da naifsin. Önemli olan sadakat, yakınlık, para trafiği, “adamı” olmak. Bu sarmaşık o kadar güçlü ki, kurumlar kendi içlerinde çürümeye başlıyor. Yetkin insanlar kenara itiliyor, liyakatsiz insanlar öne çıkıyor. Sonuçta hizmet kalitesi düşüyor, kurumlar işlevsizleşiyor, halkın parası heba oluyor. Ama asıl sorun bu bile değil. Asıl sorun, bu durumun artık “siyaset” olarak adlandırılamayacak hale gelmiş olması. Çünkü siyaset, farklı görüşlerin, farklı önerilerin, farklı vizyonların rekabeti demektir. Fikirlerin tartışılması, halkın önünde hesap vermesi demektir. Bugün ise bunların hiçbiri yok. Sadece para ve güç paylaşımı var. Kim daha fazla pay kapar, kim daha fazla zengin olur, kim daha uzun süre koltukta kalır mücadelesi var.  Bu mücadeleye “siyaset” demek, kelimeye hakarettir. Artık tarif edebileceğimiz bir siyaset yoktur. Olsa olsa siyasetsizlik vardır.  Siyasetsizlik, siyasetin boş bir kabuk haline gelmesidir. İçinde ne ideoloji kalır, ne ilke kalır, ne halkın yararı kalır. Sadece kişisel çıkar, aile çıkarı, cemaat çıkarı, şahsi servet kalır. İnsanlar “siyaset yapıyor” diye bir araya gelir ama aslında iş yapıyorlardır. “Milletvekili seçildim” demek, “devlet kaynaklarına erişim hakkı kazandım” demektir.  “Bakan oldum” demek, “dağıtım merkezi oldum” demektir. “Belediye başkanı oldum” demek, “imar rantının sahibi oldum” demektir. Bu kadar basit, bu kadar çıplak hale geldi iş. Ve toplum buna alıştı. Hatta bazı kesimler bundan memnun. Çünkü “benim takımım kazandı, onlar da yesin” mantığı hâkim. Bu mantık, siyaseti tamamen yok eder. Çünkü siyaset, “benim takımım” mantığıyla yapılmaz. Siyaset, ortak yararı, ortak geleceği, ortak kuralları savunmakla yapılır. Bu gidişatın en tehlikeli yanı, artık kimsenin “dur” dememesi.  Eleştirebilenler marjinalleşiyor, susturuluyor ya da “zaten her yerde aynı” denilerek geçiştiriliyor.  “Her yerde yolsuzluk var” cümlesi, yolsuzluğu meşrulaştırmanın en kolay yoludur. Evet, her yerde olabilir. Ama bu ülkede bu kadar sistematik, bu kadar görünür, bu kadar övülen, bu kadar rol model olan başka bir dönem yaşanmadı. 2016 sonrası yaşananlar, bu zehirli sarmaşığın tüm kurumlara yayılmasını hızlandırdı. Artık “temiz siyaset” diye bir şeyden bahsetmek bile zor. Çünkü temiz siyasetin koşulları ortadan kalktı: Liyakat yok, şeffaflık yok, hesap verebilirlik yok, bağımsız kurumlar yok.  Geriye sadece para ve sadakat ilişkisi kaldı. Bu ülkede siyasetin kirli para ile ilişkisi yeni bir şey değil. Yeni olan, bunun bu kadar utanmazca yapılması, bu kadar normal karşılanması ve toplumun buna sessiz kalmasıdır. Bu sessizlik, en büyük destektir. Bu sessizlik olmasa, bu sistem bu kadar rahat yürüyemezdi.  Toplum sorgulamayı bıraktığı, eleştirmeyi bıraktığı, “herkes yapıyor” diye kabullendiği için, siyaset de rahat rahat para makinesine dönüştü. Ve maalesef bu makine hâlâ çalışıyor. Daha ne kadar çalışır, ne kadar zehir saçar, o başka bir konu. Ama şu an için ortada siyaset diye bir şey kalmadı. Sadece siyasetsizlik var. Ve bu siyasetsizlik, her geçen gün biraz daha derinlere kök salıyor.
Ekleme Tarihi: 17 Haziran 2026 -Çarşamba
İlhami Işık

Siyasetin para ve yolsuzlukla imtihanı

 


Bu ülkede siyasetin kirli para ile ilişkisi, yolsuzluklarla olan bağı ve siyaseti sadece çıkar amaçlı olarak yapma anlayışı aslında hep olmuştur. 

Tarihin her döneminde, her iktidarda, her mecliste bu kokuyu bir şekilde almışızdır.

Ama 2016’dan bu yana hiç bu kadar açık, bu kadar utanmaz, bu kadar görünür ve en önemlisi bu kadar normalleşmiş halde olmamıştı.

Sanki birileri “artık gizlemeye gerek yok” demiş gibi. Sanki “bu iş böyle yürür, alışın” mesajı verilmiş gibi.

Paranın siyaset yapmanın ana odağı haline gelmesi, bu ülkede neredeyse olağan bir yaşam biçimi olarak görülmeye başlandı.

İnsanlar bunu sorgulamıyor, eleştirmiyor, tam tersine, “adamlar biliyor işin aslını” diye hayranlıkla bakıyor.

Rol model olarak kabul görüyor.
Bu, siyaset açısından inanılmaz bir utanç kaynağıdır. Çünkü siyaset, toplumun aynasıdır. Toplum aynaya baktığında yolsuzluğu, rüşveti, kayırmayı, “benim adamım” mantığını görüyorsa ve buna “normal” diyorsa, o siyaset çoktan çürümüştür.

Paranın bu kadar merkezde olması tesadüf değil. 2016’dan sonra yaşananlar, yaşananların yarattığı ortam, yaşananların yarattığı korku ve fırsatçılık ortamı, siyaseti tamamen para makinesine çevirdi.

Artık “hizmet” etmek, “ülke için bir şeyler yapmak” lafları sadece vitrin süsü.

Gerçek iş, ihaleler, atamalar, krediler, izinler, vergi afları, arsa tahsisleri, medya paylaşımları üzerinden dönüyor.

Kimin eli kimin cebinde belli değil ama herkesin cebi doluyor.

Ve toplum buna alıştı. Alışmakla kalmadı, özenmeye başladı. “Ben de yapsam keşke” diye içinden geçirenlerin sayısı az değil.

Çünkü örnekler göz önünde. Çünkü “yapanın yanına kâr kalıyor” algısı her geçen gün daha da güçleniyor.

Bu algı siyasetin en büyük başarısıdır aslında. Toplumu öyle bir noktaya getirdiler ki, artık yolsuzluk yapanı “kötü” olarak görmüyorlar; “akıllı”, “fırsatını bilen”, “adam gibi adam” olarak görüyorlar.

 Bu çok daha tehlikeli bir durum. Çünkü yolsuzluğu kınamak yerine, yolsuzluğu yapanı takdir etmek, o toplumun ahlakının da siyasetin de çöktüğünün en net işaretidir.


Toplum para kazanmanın her yol ve yöntemle mubah olduğuna inanıyorsa, burada siyasetin bu yolu açtığını görmemek için gerçekten kör olmak gerekir.

Siyaset, kuralları koyan, kuralları esneten, kuralları kimlere uygulayıp kimlere uygulamadığını belirleyen mekanizmadır.


Bu mekanizma “herkes için eşit kurallar” yerine “bağlı olan için kural yok, bağlı olmayan için kural çok” haline gelince, toplum da bunu öğrenir.


 “Bağlantın varsa her şey mubah” dersin. “Sadık olursan ihale gelir, atama gelir, kredi akar” dersin. “Muhalif olursan vergi denetimi gelir, soruşturma açılır, işin biter” dersin.


Bu dersleri toplum çoktan ezberledi. Ve ezberlediği için de sorgulamıyor.


 Sorgulayanları da “naif”, “dünyadan habersiz”, “siyaset bilmiyor” diye küçümsüyor.

Toplumu kendi çürümesine ortak etmek. İnsanlar artık “devlet malı deniz, yemeyen domuz” mantığıyla bakmıyor işe, “devlet malı benim hakkımdır, benim adamlarım yiyecek” mantığıyla bakıyor.


Bu fark çok önemli. Birincisi utanç içerir, ikincisi gurur içerir.

Ve maalesef ikincisi ağır basıyor.
Yolsuzluk ve liyakatsızlık zehirli bir sarmaşık gibi her yeri sarmış durumda. Kamu kurumlarını sarmış, özel sektörü sarmış, medyayı sarmış, üniversiteleri sarmış, hatta sivil toplumu bile sarmış.

Herhangi bir işe, herhangi bir göreve, herhangi bir ihaleye “liyakat” diye bir şey aramıyorsun artık.


 Arıyorsan da naifsin. Önemli olan sadakat, yakınlık, para trafiği, “adamı” olmak. Bu sarmaşık o kadar güçlü ki, kurumlar kendi içlerinde çürümeye başlıyor.

Yetkin insanlar kenara itiliyor, liyakatsiz insanlar öne çıkıyor.
Sonuçta hizmet kalitesi düşüyor, kurumlar işlevsizleşiyor, halkın parası heba oluyor. Ama asıl sorun bu bile değil. Asıl sorun, bu durumun artık “siyaset” olarak adlandırılamayacak hale gelmiş olması.


Çünkü siyaset, farklı görüşlerin, farklı önerilerin, farklı vizyonların rekabeti demektir.

Fikirlerin tartışılması, halkın önünde hesap vermesi demektir.
Bugün ise bunların hiçbiri yok. Sadece para ve güç paylaşımı var.

Kim daha fazla pay kapar, kim daha fazla zengin olur, kim daha uzun süre koltukta kalır mücadelesi var.

 Bu mücadeleye “siyaset” demek, kelimeye hakarettir.


Artık tarif edebileceğimiz bir siyaset yoktur. Olsa olsa siyasetsizlik vardır.


 Siyasetsizlik, siyasetin boş bir kabuk haline gelmesidir.

İçinde ne ideoloji kalır, ne ilke kalır, ne halkın yararı kalır. Sadece kişisel çıkar, aile çıkarı, cemaat çıkarı, şahsi servet kalır.

İnsanlar “siyaset yapıyor” diye bir araya gelir ama aslında iş yapıyorlardır. “Milletvekili seçildim” demek, “devlet kaynaklarına erişim hakkı kazandım” demektir.


 “Bakan oldum” demek, “dağıtım merkezi oldum” demektir. “Belediye başkanı oldum” demek, “imar rantının sahibi oldum” demektir.

Bu kadar basit, bu kadar çıplak hale geldi iş.
Ve toplum buna alıştı. Hatta bazı kesimler bundan memnun.

Çünkü “benim takımım kazandı, onlar da yesin” mantığı hâkim.

Bu mantık, siyaseti tamamen yok eder. Çünkü siyaset, “benim takımım” mantığıyla yapılmaz. Siyaset, ortak yararı, ortak geleceği, ortak kuralları savunmakla yapılır.

Bu gidişatın en tehlikeli yanı, artık kimsenin “dur” dememesi.


 Eleştirebilenler marjinalleşiyor, susturuluyor ya da “zaten her yerde aynı” denilerek geçiştiriliyor.
 “Her yerde yolsuzluk var” cümlesi, yolsuzluğu meşrulaştırmanın en kolay yoludur.

Evet, her yerde olabilir. Ama bu ülkede bu kadar sistematik, bu kadar görünür, bu kadar övülen, bu kadar rol model olan başka bir dönem yaşanmadı.

2016 sonrası yaşananlar, bu zehirli sarmaşığın tüm kurumlara yayılmasını hızlandırdı.

Artık “temiz siyaset” diye bir şeyden bahsetmek bile zor.

Çünkü temiz siyasetin koşulları ortadan kalktı: Liyakat yok, şeffaflık yok, hesap verebilirlik yok, bağımsız kurumlar yok.

 Geriye sadece para ve sadakat ilişkisi kaldı.
Bu ülkede siyasetin kirli para ile ilişkisi yeni bir şey değil. Yeni olan, bunun bu kadar utanmazca yapılması, bu kadar normal karşılanması ve toplumun buna sessiz kalmasıdır.

Bu sessizlik, en büyük destektir. Bu sessizlik olmasa, bu sistem bu kadar rahat yürüyemezdi.


 Toplum sorgulamayı bıraktığı, eleştirmeyi bıraktığı, “herkes yapıyor” diye kabullendiği için, siyaset de rahat rahat para makinesine dönüştü.

Ve maalesef bu makine hâlâ çalışıyor. Daha ne kadar çalışır, ne kadar zehir saçar, o başka bir konu.

Ama şu an için ortada siyaset diye bir şey kalmadı.

Sadece siyasetsizlik var. Ve bu siyasetsizlik, her geçen gün biraz daha derinlere kök salıyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve batmanolaygazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.