İlhami Işık
Köşe Yazarı
İlhami Işık
 

Sonradan Görmelerin Doyumsuzluğu.

Her yerdeler. Sokakta, mahallede, ilçede, hatta köyün çıkışındaki yeni açılan o büyük marketin önünde bile. Eskiden üç-beş kişinin oturduğu kahvehanenin yerine üç katlı bir plaza kondurmuşlar, alt katına da “lounge” diye bir yer açmışlar. Çekirge sürüsü gibi toplumun bütün kılcal damarlarına sızdılar. Artık sadece zengin semtlerde değiller; her sokağın, her okulun, her hastanenin, her belediyenin içinde birileri var. Parayı bir şekilde tutturmuşlar ve o parayla birlikte her yere girmeye başlamışlar. Her değeri talan ediyorlar. Bir şeyi alırken sadece para veriyorlar, gerisini umursamıyorlar. Mahallenin en güzel yeri, yıllardır insanların oturup konuştuğu, çocukların oynadığı o küçük meydan; şimdi orada üç katlı bir bina yükseliyor. İçini boşaltıyorlar. Eskiden o yerin bir anlamı vardı, bir hafızası vardı. Şimdi sadece metrekare hesabı var. Değersizleştiriyorlar. Bir binayı restore etmek yerine yıkıp yerine cam kaplı, her yeri parlak ama hiçbir şey ifade etmeyen bir şey koyuyorlar. Çürütüyorlar. Çünkü çürüme dışarıdan değil, içeriden başlıyor. Bir değeri alıp içini boşalttığında, geriye sadece kabuk kalıyor. O kabuk da bir süre sonra dökülüyor. Doymak nedir bilmiyorlar. Üç daire yetmiyor, beş daire alıyorlar. Bir araba yetmiyor, ikinciyi de alıp kapının önüne yan yana koyuyorlar. Yemek yiyorlar, doymuyorlar. Seyahat ediyorlar, doymuyorlar. Yeni bir şey aldıklarında bir süre mutlu oluyorlar, sonra o mutluluk da bitiyor ve yenisini istiyorlar. Çünkü onların derdi bir şeye sahip olmak değil, sürekli daha fazlasına sahip olmak. Durmak, yetinmek, “bu kadar yeter” demek akıllarına gelmiyor. Zaten gelsin diye de bir sebep yok. Çevrelerinde herkes aynı şeyi yapıyor. Görgüsüz ve nezaketsizdirler. Sadece para ve daha çok para için yaşıyorlar. Birinin önüne geçmek, birine bağırmak, birini aşağılamak onlara normal geliyor. Çünkü paraları var. Paraları olduğu için haklı olduklarını düşünüyorlar. Bir garsona, bir bekçiye, bir memura nasıl davranacaklarını bilmiyorlar. Daha doğrusu bilmek istemiyorlar. Nezaket onlar için zaman kaybı, görgü onlar için lüzumsuz bir şey. Önemli olan cüzdanın kalınlığı. Kalınsa her şey halloluyor. Kalın değilse de o zaman da “neden kalın değil” diye sinirleniyorlar. Her şeyi istiyorlar. Sadece mal değil, saygı da istiyorlar. Sadece para değil, “akıllı adam” denmesini de istiyorlar. Şişik cüzdanlarıyla kendilerini en akıllı ve en saygın insanlar olarak görüyorlar. Çünkü parayı kazanmış olmak onlara göre zekâ demek. Başkalarının yıllarca emek verdiği, bir şeyler öğrendiği, bir şeyler ürettiği yerlerde onlar sadece “parayı basıp” geçiyorlar ve bunu da bir meziyet sayıyorlar. “Ben yaptım oldu” diyorlar. Yaptıkları şeyin neye mal olduğunu, kimin hakkını yediğini, hangi değeri yok ettiğini düşünmüyorlar. Düşünmeleri de gerekmiyor zaten. Çünkü etraflarında kimse onlara bunları sormuyor. Sonunda her yer onlarla doluyor. Sokaklar, mahalleler, okullar, hastaneler, belediyeler… Her yerde aynı tip insanlar, aynı kaba hareketler, aynı doyumsuz bakışlar. Bir zamanlar bir şeylerin olduğu yerlerde artık sadece para konuşuyor. Ve o para da hiç doymuyor. Doymayacak gibi de duruyor. Çünkü doymak için önce bir şeyin değerini bilmek lazım. Onlar ise değeri sadece fiyatıyla ölçüyorlar. Geri kalan her şey, onlar için boş.
Ekleme Tarihi: 23 Ekim 2026 -Cuma
İlhami Işık

Sonradan Görmelerin Doyumsuzluğu.

Her yerdeler. Sokakta, mahallede, ilçede, hatta köyün çıkışındaki yeni açılan o büyük marketin önünde bile. Eskiden üç-beş kişinin oturduğu kahvehanenin yerine üç katlı bir plaza kondurmuşlar, alt katına da “lounge” diye bir yer açmışlar. Çekirge sürüsü gibi toplumun bütün kılcal damarlarına sızdılar. Artık sadece zengin semtlerde değiller; her sokağın, her okulun, her hastanenin, her belediyenin içinde birileri var. Parayı bir şekilde tutturmuşlar ve o parayla birlikte her yere girmeye başlamışlar. Her değeri talan ediyorlar. Bir şeyi alırken sadece para veriyorlar, gerisini umursamıyorlar. Mahallenin en güzel yeri, yıllardır insanların oturup konuştuğu, çocukların oynadığı o küçük meydan; şimdi orada üç katlı bir bina yükseliyor. İçini boşaltıyorlar. Eskiden o yerin bir anlamı vardı, bir hafızası vardı. Şimdi sadece metrekare hesabı var. Değersizleştiriyorlar. Bir binayı restore etmek yerine yıkıp yerine cam kaplı, her yeri parlak ama hiçbir şey ifade etmeyen bir şey koyuyorlar. Çürütüyorlar. Çünkü çürüme dışarıdan değil, içeriden başlıyor. Bir değeri alıp içini boşalttığında, geriye sadece kabuk kalıyor. O kabuk da bir süre sonra dökülüyor. Doymak nedir bilmiyorlar. Üç daire yetmiyor, beş daire alıyorlar. Bir araba yetmiyor, ikinciyi de alıp kapının önüne yan yana koyuyorlar. Yemek yiyorlar, doymuyorlar. Seyahat ediyorlar, doymuyorlar. Yeni bir şey aldıklarında bir süre mutlu oluyorlar, sonra o mutluluk da bitiyor ve yenisini istiyorlar. Çünkü onların derdi bir şeye sahip olmak değil, sürekli daha fazlasına sahip olmak. Durmak, yetinmek, “bu kadar yeter” demek akıllarına gelmiyor. Zaten gelsin diye de bir sebep yok. Çevrelerinde herkes aynı şeyi yapıyor. Görgüsüz ve nezaketsizdirler. Sadece para ve daha çok para için yaşıyorlar. Birinin önüne geçmek, birine bağırmak, birini aşağılamak onlara normal geliyor. Çünkü paraları var. Paraları olduğu için haklı olduklarını düşünüyorlar. Bir garsona, bir bekçiye, bir memura nasıl davranacaklarını bilmiyorlar. Daha doğrusu bilmek istemiyorlar. Nezaket onlar için zaman kaybı, görgü onlar için lüzumsuz bir şey. Önemli olan cüzdanın kalınlığı. Kalınsa her şey halloluyor. Kalın değilse de o zaman da “neden kalın değil” diye sinirleniyorlar. Her şeyi istiyorlar. Sadece mal değil, saygı da istiyorlar. Sadece para değil, “akıllı adam” denmesini de istiyorlar. Şişik cüzdanlarıyla kendilerini en akıllı ve en saygın insanlar olarak görüyorlar. Çünkü parayı kazanmış olmak onlara göre zekâ demek. Başkalarının yıllarca emek verdiği, bir şeyler öğrendiği, bir şeyler ürettiği yerlerde onlar sadece “parayı basıp” geçiyorlar ve bunu da bir meziyet sayıyorlar. “Ben yaptım oldu” diyorlar. Yaptıkları şeyin neye mal olduğunu, kimin hakkını yediğini, hangi değeri yok ettiğini düşünmüyorlar. Düşünmeleri de gerekmiyor zaten. Çünkü etraflarında kimse onlara bunları sormuyor. Sonunda her yer onlarla doluyor. Sokaklar, mahalleler, okullar, hastaneler, belediyeler… Her yerde aynı tip insanlar, aynı kaba hareketler, aynı doyumsuz bakışlar. Bir zamanlar bir şeylerin olduğu yerlerde artık sadece para konuşuyor. Ve o para da hiç doymuyor. Doymayacak gibi de duruyor. Çünkü doymak için önce bir şeyin değerini bilmek lazım. Onlar ise değeri sadece fiyatıyla ölçüyorlar. Geri kalan her şey, onlar için boş.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve batmanolaygazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Marka Flower Çiçekçi