Bu bir saygı paylaşımıdır…
Ülkemizde tam 4 milyona yakın aile, yani yaklaşık 12 milyon insan, sosyal yardımlarla, muhtaçlık ödemeleriyle, erzak kolileriyle, kömür yardımlarıyla geçiniyor.
Bu rakamlar kâğıt üzerinde soğuk duruyor belki ama gerçek hayatta bambaşka bir acıyı anlatıyor.
Düşünün bir; sabah kalktığında çocuğuna “bugün ne yiyeceğiz” diye soramayan anneleri, fatura geldiğinde eli ayağı titreyen babaları, kış ortasında evlerinde soba yanmayan yaşlıları… İşte bu ülkede milyonlarca insan her gün bu gerçekle yüzleşiyor.
Evet, devletin kurumları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere nice vakıflar, dernekler, belediyeler ve sivil toplum kuruluşları ellerinden geleni yapıyor.
Kimi zaman kapı kapı dolaşıp yardım topluyor, kimi zaman sistemli programlarla destek oluyorlar.
Bunların hepsini görüyorum ve minnettarım.
Ama benim kalbimin en sıcak yerinde, en derin köşesinde başka bir sevda yatıyor.
O sevda, görünmeyen ve asla görünmek istemeyen kahramanlara ait.
Onları çok seviyorum… Hem de kelimelerle anlatılamayacak kadar çok seviyorum.
Bu kahramanlar kim mi? Onlar ne televizyonlara çıkmak için, ne sosyal medyada “like” toplamak için, ne de siyasi bir gelecek kurmak için yardım ediyor.
Milletvekili adayı değil onlar.
Belediye başkanı adayı değil.
Meclis koltuğu hayali kurmuyorlar.
Sonradan görme zenginler gibi “bakın ne kadar cömertim” diye arabalarının camından para dağıtmıyorlar.
Onlar sessizce, iz bırakmadan, adlarını kimseye söylemeden yapıyorlar bu işleri.
Gece yarısı bir ailenin kapısına bırakılan erzak paketini düşünün.
İçinde un, yağ, şeker, makarna… Bir de küçük bir not: “Allah kabul etsin.” İmza yok.
Kimden geldiği belli değil. Ya da bir öğrencinin okul kayıt ücretini, defter-kalem parasını sessizce yatıran o elleri… Elektrik faturasını, su borcunu, doğalgaz desteğini hiç kimseye söylemeden ödeyen o yürekleri…
Hastanede yatan bir yaşlının ilaç parasını, bir gencin iş bulana kadar kirasını üstlenen o vicdanları…
Günde,ayda ve yılda onlarca,yüzlerce ve senelerce çaresiz insanların ve ailelerin ihtiyacını karşılayan güzel insanlar
Onlar yoksulluğu sadece “sosyal bir sorun” olarak görmüyor.
Onlar yoksulluğu canlarının acısı olarak hissediyor.
Bir çocuğun aç gözlerini gördüklerinde kendi mideleri eziliyor.
Bir kadının “çocuğum üşüyor” dediğini duyduklarında kendi yürekleri üşüyor.
Vicdanları hâlâ sızlıyor. Utanma duyguları hâlâ diri. “Bu ülkede bu kadar zenginlik varken nasıl olur da insanlar ekmek bulamaz?” diye içten içe isyan ediyorlar.
Ve bu isyanı eyleme döküyorlar; hem de en temiz, en saf hâliyle.Ben bu kahramanları düşündükçe gözlerim doluyor.
Çünkü biliyorum ki onlar belki maddi olarak çok zengin değiller.
Belki kendileri de dar gelirli. Ama kalpleri o kadar geniş ki, kendi eksiklerini, kendi yokluklarını başkalarının ihtiyacını gidermek için feda ediyorlar.
Belki bir öğün az yiyorlar ki bir başkası tok olsun. Belki kendi çocuğuna alamadıkları bir ayakkabıyı, komşunun çocuğuna alıyorlar.
Belki kışın kendi evlerinde bir oda bile ısıtamazken, yan daireye kömür götürüyorlar.
İşte bu fedakârlık, bu sessiz çığlık beni derinden etkiliyor.
Onlar için “iyilik” bir gösteri değil, bir insanlık vazifesidir.
Onlar için yardım etmek, vicdanlarının sesini dinlemektir.
Onlar “ben yaptım” demek yerine “Allah’a şükür yapabildim” diyor.
Hiçbir karşılık beklemiyorlar.
Ne teşekkür, ne alkış, ne de bir unvan.
Sadece o dualar… Sadece o “Allah razı olsun” cümleleri onlara yetiyor.
Çünkü onlar biliyor ki, en güzel karşılık zaten göklerde yazılı.
Sizler, ey görünmeyen kahramanlar…
Sizler bu memleketin gerçek umudu, gerçek zenginliği, gerçek onurısınız.
Sizler karanlıkta el feneri, soğukta soba, yoklukta ekmek, çaresizlikte umut oldunuz.
Sizler “güzel insan” değilsiniz… Çok çok güzel insansınız. Kalbinizin temizliğiyle, vicdanınızın derinliğiyle, iyiliğinizin samimiyetiyle bu ülkeye en büyük hediyeyi veriyorsunuz.
İnsan olmanın hâlâ mümkün olduğunu gösteriyorsunuz.
İyi ki varsınız.
İyi ki hâlâ böyle tertemiz, böyle mütevazı, böyle yüce gönüllü insanlar var bu topraklarda.
Sizler olmasanız bu ülke çok daha soğuk, çok daha karanlık, çok daha umutsuz olurdu.
Sizler sayesinde hâlâ “birbirimize sahip çıkıyoruz” diyebiliyoruz.
Sizler sayesinde hâlâ “bu millet yedirtmez, giydirtmez” sözü boşa çıkmıyor.
Bu yazı, sizlere minnet borcumu ödemek için yazıldı.
Kalemim yettiğince, kelimelerim el verdiğince… Belki bir gün siz de bu satırları okursunuz ve içiniz biraz ısınır.
Belki “biri bizi görmüş, biri bizi anlamış” dersiniz.
Yüreğimin kahramanları…
Başınız dik, kalbiniz ferah, dualarınız kabul olsun.
Sizi çok ama çok seviyorum.
Hem de ömrüm boyunca seveceğim.Minnetle, saygıyla ve en derin sevgilerimle…
İlhami Işık