Çok uzun zamandır gözlemlediğim ve kendimce bir türlü tam cevabını bulmakta zorlandığım insan ilişkilerinden belki de en anlaşılmaz olanından söz etmek istiyorum.
Bu ilişki türü, Türkiye’nin hemen hemen bütün illerinde, kasabalarında aynı rutinle devam ediyor.
O yüzden benim için artık “yerel bir olay” olmaktan çıkmış, adeta ülkenin sosyal dokusunun bir parçası haline gelmiş durumda.
Bir bakıyorsunuz, bir konferans düzenlenmiş. Salon tıklım tıklım dolu. Konuşmacılar, paneller, kahve molaları.
Herkes büyük bir ciddiyetle dinliyor. Ama aynı insanlar, aynı yüzler, birkaç gün sonra bir kebapçı açılışında boy gösteriyor. Kurdele kesiliyor, fotoğraflar çekiliyor. Orada da aynı coşku, aynı “buradayım” havası.
Veya çok politik bir toplantı oluyor,parti genel başkanı geliyor, salonlar dolup taşıyor. Aynı simalar orada da ön sıralarda.
Ertesi hafta ise en apolitik, en sıradan bir etkinlikte yine onlar.
bir park açılışı, bir okul töreni, bir dernek toplantısı,Konunun önemine, prestijine, medyada ne kadar yer alacağına göre sayı bazen artıyor, bazen azalıyor.
Ama çekirdek kadro hiç değişmiyor.
Bakan ziyareti mi var? Tam kadro. Yeni bir iş yerinin açılışı mı? Yine oradalar.
Sivil toplum kuruluşlarının seçim dönemi mi geldi? Hepsi birden aday.
Verdikleri görüntü o kadar güçlü ki, sanki bütün Türkiye’nin sorunlarının çözümünün altın anahtarı bu insanlarda.
Her şeyi biliyorlar, her şeye yetişiyorlar, her davete yetişiyorlar.
Konuşmaları da birbirine çok benziyor. “Bu memleket için elimizden geleni yapacağız, projelerimiz hazır, gençlerimizle, kadınlarımızla, esnafımızla omuz omuza…” Ama iş somut katkı yapmaya, sürekli takip etmeye, zor işe gelince pek iz bırakmıyorlar.
Seçim dönemleri ise bunların zirve yaptığı zamanlar.
Her biri bir şeye aday. Belediye meclis üyeliği, muhtarlık, il genel meclisi, dernek başkanlığı, vakıf yönetim kurulu.
İllerinde herhangi bir sivil toplum kuruluşu boş kalsa mutlaka talip oluyorlar.
Aday olsalar da olmasalar da “ben vardım” diyebiliyorlar. Fotoğraf albümleri, sosyal medya paylaşımları bu insanlarla dolu.
Peki bu insanlar kim? Gerçekten bu kadar çok vakitleri nereden buluyor? İşleri ne?
Çoğu zaman cevap basittir.
Esnaf, küçük bürokrat, serbest “danışman”, emlakçı,yeni zengin, avukat… Ama asıl meslekleri “görünmek” olmuş.
Zamanlarının büyük bölümünü bu etkinliklere ayırabiliyorlar çünkü asıl işleri ilişki yönetimi. Bir bakanla, valiyle, belediye başkanıyla aynı karede yer almak, o ilin “önemli simalarından” sayılmak onlar için en büyük sermaye.
Sosyal medyada o fotoğraflar paylaşıldığında statüleri bir nebze daha yükseliyor.
Türkiye’nin her ilinde bu döngü aynı şekilde işliyor. Büyükşehirlerde biraz daha sofistike hali var belki, ama Anadolu’da, orta ölçekli şehirlerde tam bir açık hava tiyatrosu gibi.
Cemiyet kültürü, “orada görünme” zorunluluğu, “tanınmak” ihtiyacı… Bunlar birleşince bu tip ortaya çıkıyor.
Bazıları gerçekten samimi, bir şeylere katkı sunmak istiyor olabilir.
Ama büyük çoğunluğu için mesele “var olmak”. Konu ne olursa olsun, orada olmak.
Ben bunu yıllardır izliyorum. Aynı yüzleri aynı etkinliklerde görmek artık şaşırtmıyor bile beni.
Yalnızca bir şeyin altını çizmek istiyorum.
Bu insanlar sistemin hem ürünü hem de besleyicisi. Siyasi partiler kalabalık istiyor, belediyeler güzel fotoğraflar istiyor, iş insanları “sosyal uyumlu” görünmek istiyor.
Bu döngü de böyle devam ediyor.
Acaba bu rutinin hiç değişmeyeceği bir Türkiye mi bizi bekliyor? Yoksa bir gün bu “her yerde olan ama hiçbir yerde derinleşmeyen” insan tipi azalacak mı?
Bilmiyorum. Ama gözlemlerim bana şunu söylüyor.
Bu, Türkiye’nin en yaygın ve en az konuşulan sosyal gerçeklerinden biri.
Uzun zamandır içimde tuttuğum bu gözlemi nihayet yazıya döktüm.
Belki siz de aynı şeyleri fark etmişsinizdir.
Belki de “ben de tanıyorum o insanları” diyeceksiniz.
