Nurullah ERKUN
Köşe Yazarı
Nurullah ERKUN
 

GÜVENSİZ TOPLUMLARDA BİREYSEL KURTULUŞ REFLEKSİ

  Merhaba değerli Batman Olay Gazetesi okuyucuları; bu yazımda hepimizin gündelik hayatında farkında olarak ya da olmayarak deneyimlediği önemli bir toplumsal durumu ele almak istiyorum: Güven duygusunun zayıfladığı dönemlerde bireyin, toplumsal çözüm arayışları yerine kendi kurtuluşuna yönelmesini. Batman’da da Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi insanlar artık geleceği uzun uzun konuşmuyor; daha çok günü kurtarmayı, zarar görmeden ayakta kalmayı ve kendi çevresini korumayı düşünüyor. Ortaya çıkan bu tablo, bireysel bencillikten çok daha fazlasını anlatıyor; güvensiz toplumlarda gelişen bir hayatta kalma refleksini gözler önüne seriyor. Türkiye’de son yıllarda sıkça duyulan bir cümle var: “Ben kendimi kurtarayım, gerisi önemli değil.” Bu ifade bir karakter bozukluğunu değil, toplumsal bir ruh hâlini anlatıyor. İnsanlar artık birlikte çözüm aramıyor; çünkü birlikte çözüm üretileceğine dair inanç zayıflamış durumda. Güven kaybolduğunda, dayanışma lüks hâline geliyor. Bu güvensizlik soyut bir duygu değil. Günlük hayatta çok somut karşılıkları var. Aynı işi yapan insanların farklı muamele gördüğüne inanması, emeğin karşılığının her zaman alınmadığı düşüncesi, kuralların bazen esneyip bazen sertleşmesi… Tüm bunlar bireyin zihninde tek bir sonuç üretiyor: “Bu düzende kimse kimseyi düşünmüyor.” Böyle bir ortamda bireyin toplumu öncelemesini beklemek gerçekçi değil. Bugün eğitimden işe alımlara, sosyal ilişkilerden meslek ahlakına kadar birçok alanda bu refleksi görüyoruz. İnsanlar artık bilgiyle değil, bağlantıyla ilerlemenin daha güvenli olduğuna inanıyor. Kurallara güven azaldıkça, kuralsızlığa yönelim artıyor. Bu durum ahlaki bir yozlaşmadan çok, hayatta kalma stratejisi olarak görülüyor. Çünkü sistemin adil işlemediğine inanan birey, kendi adaletini kurmaya çalışıyor. Türkiye’de bireysel kurtuluş refleksi en çok da gençlerde karşılık buluyor. Gelecek planları artık “ülke içinde ne yapabilirim?” sorusu etrafında değil, “buradan nasıl çıkarım?” düşüncesi etrafında şekilleniyor. Bu, bir memleket sevgisi meselesi değil; güven meselesi. İnsan, kendini güvende hissetmediği bir yerde kök salmak istemiyor. Sosyolog Zygmunt Bauman, güvenin zayıfladığı toplumlarda insanların uzun vadeli bağlardan kaçtığını, kısa vadeli ve kişisel çözümlere yöneldiğini söyler. Türkiye’de de benzer bir tablo var. İnsanlar artık uzun soluklu mücadelelere değil, hızlı çıkış kapılarına bakıyor. Çünkü beklemenin ve sabretmenin karşılığının olmadığına inanılıyor. Ancak bu refleksin ağır bir bedeli var. Herkes yalnızca kendini kurtarmaya çalıştığında, toplum daha da güvensiz hâle geliyor. Güvensizlik büyüdükçe bireysel kaçışlar artıyor; bireysel kaçışlar arttıkça ortak alan daralıyor. Sonunda kimsenin güvenmediği, ama herkesin mecburen içinde yaşadığı bir düzen ortaya çıkıyor. Bu nedenle bireysel kurtuluş refleksini ahlaki bir sorun olarak tartışmak eksik kalır. Asıl mesele, insanları bu noktaya getiren toplumsal iklimin neden bu kadar zayıfladığıdır. Güven üretmeyen bir düzen, fedakârlık bekleyemez. İnsanlar ancak adaletin, emeğin ve kuralların gerçekten işlediğine inandığında “ben” demekten vazgeçip yeniden “biz” diyebilir. Aksi hâlde şu soruyla baş başa kalırız: Herkes yalnızca kendi hayatını kurtarmaya çalışırken, bu toplumu kim ayakta tutacak ve yarın kime yaslanacağız ?
Ekleme Tarihi: 06 Ocak 2026 -Salı
Nurullah ERKUN

GÜVENSİZ TOPLUMLARDA BİREYSEL KURTULUŞ REFLEKSİ

 

Merhaba değerli Batman Olay Gazetesi okuyucuları; bu yazımda hepimizin gündelik hayatında farkında olarak ya da olmayarak deneyimlediği önemli bir toplumsal durumu ele almak istiyorum: Güven duygusunun zayıfladığı dönemlerde bireyin, toplumsal çözüm arayışları yerine kendi kurtuluşuna yönelmesini. Batman’da da Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi insanlar artık geleceği uzun uzun konuşmuyor; daha çok günü kurtarmayı, zarar görmeden ayakta kalmayı ve kendi çevresini korumayı düşünüyor. Ortaya çıkan bu tablo, bireysel bencillikten çok daha fazlasını anlatıyor; güvensiz toplumlarda gelişen bir hayatta kalma refleksini gözler önüne seriyor.

Türkiye’de son yıllarda sıkça duyulan bir cümle var: “Ben kendimi kurtarayım, gerisi önemli değil.” Bu ifade bir karakter bozukluğunu değil, toplumsal bir ruh hâlini anlatıyor. İnsanlar artık birlikte çözüm aramıyor; çünkü birlikte çözüm üretileceğine dair inanç zayıflamış durumda. Güven kaybolduğunda, dayanışma lüks hâline geliyor.

Bu güvensizlik soyut bir duygu değil. Günlük hayatta çok somut karşılıkları var. Aynı işi yapan insanların farklı muamele gördüğüne inanması, emeğin karşılığının her zaman alınmadığı düşüncesi, kuralların bazen esneyip bazen sertleşmesi… Tüm bunlar bireyin zihninde tek bir sonuç üretiyor: “Bu düzende kimse kimseyi düşünmüyor.” Böyle bir ortamda bireyin toplumu öncelemesini beklemek gerçekçi değil.

Bugün eğitimden işe alımlara, sosyal ilişkilerden meslek ahlakına kadar birçok alanda bu refleksi görüyoruz. İnsanlar artık bilgiyle değil, bağlantıyla ilerlemenin daha güvenli olduğuna inanıyor. Kurallara güven azaldıkça, kuralsızlığa yönelim artıyor. Bu durum ahlaki bir yozlaşmadan çok, hayatta kalma stratejisi olarak görülüyor. Çünkü sistemin adil işlemediğine inanan birey, kendi adaletini kurmaya çalışıyor.

Türkiye’de bireysel kurtuluş refleksi en çok da gençlerde karşılık buluyor. Gelecek planları artık “ülke içinde ne yapabilirim?” sorusu etrafında değil, “buradan nasıl çıkarım?” düşüncesi etrafında şekilleniyor. Bu, bir memleket sevgisi meselesi değil; güven meselesi. İnsan, kendini güvende hissetmediği bir yerde kök salmak istemiyor.

Sosyolog Zygmunt Bauman, güvenin zayıfladığı toplumlarda insanların uzun vadeli bağlardan kaçtığını, kısa vadeli ve kişisel çözümlere yöneldiğini söyler. Türkiye’de de benzer bir tablo var. İnsanlar artık uzun soluklu mücadelelere değil, hızlı çıkış kapılarına bakıyor. Çünkü beklemenin ve sabretmenin karşılığının olmadığına inanılıyor.

Ancak bu refleksin ağır bir bedeli var. Herkes yalnızca kendini kurtarmaya çalıştığında, toplum daha da güvensiz hâle geliyor. Güvensizlik büyüdükçe bireysel kaçışlar artıyor; bireysel kaçışlar arttıkça ortak alan daralıyor. Sonunda kimsenin güvenmediği, ama herkesin mecburen içinde yaşadığı bir düzen ortaya çıkıyor.

Bu nedenle bireysel kurtuluş refleksini ahlaki bir sorun olarak tartışmak eksik kalır. Asıl mesele, insanları bu noktaya getiren toplumsal iklimin neden bu kadar zayıfladığıdır. Güven üretmeyen bir düzen, fedakârlık bekleyemez. İnsanlar ancak adaletin, emeğin ve kuralların gerçekten işlediğine inandığında “ben” demekten vazgeçip yeniden “biz” diyebilir. Aksi hâlde şu soruyla baş başa kalırız: Herkes yalnızca kendi hayatını kurtarmaya çalışırken, bu toplumu kim ayakta tutacak ve yarın kime yaslanacağız ?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve batmanolaygazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.